Diyet iyi bişeydir. Diyet 100 kilo olan birine uygulanır. Mükemmel birşeydir. Diyet yapan adam kapı gibidir...
Diyetin Yan Etkileri ;
Kusma, ishal, kızamık, su çiçeği, arnavut biberi, metin coşkun, baş ağrısı falan filan işte yaw boşverin.
Diyet Nasıl yapılır. Diyet boğazınızı tutmaya bağlıdır. Bu demek değildir ki hiç bişi yemeyeceksiniz. Tabiki yiğeceksiniz. Hemde her zaman yediğinizden daha fazla... Çok öğün az gıda kullanacaksınız.. :D Diğer yazımızda görüşürüz kokolar
8 Mart 2010 Pazartesi
27 Şubat 2010 Cumartesi
Fitness nedir?
Fitness - Fitness Nedir?
Fitness kelime anlamı olarak "Sağlıklı ve formda olmak"dır. Bir çok egzersize dayalı bir spordur.
Diğer bütün sporlardan farklı olarak temelde kasların tek tek aletli ya da aletsiz çalıştırılmasıyla sıkılaştırılması ve güçlendirilmesi amaçlanır. Esasen bütün sporların temelidir. Çünkü her spor dalında vücutta ağırlıklı kullanılan kas grupları vardır. Bu kas gruplarına kondisyon kazandırılması için fitness egzersizlerine başvurulur.
Her amacın antrenman programı birbirinden farklıdır. Fitness sporunda bir standarttan söz edilemez. Yani, her yaşın, her hayat tarzının ve vücut tipinin birbirinden farklı olarak bir uzman tarafından takip edilen çalışma şekli olmalıdır. 16 yaşında bu Spora baslayabilirsiniz.
Bu sporun vücut geliştirmeden iki farkı bulunur: Öncelikle gelişmek için değil sağlık için yapılır. Ayrıca bir fitness antrenmanında kardiyovasküler çalışma (koşmak, pedal çevirmek gibi sizi nefes nefese bırakacak, kalori harcatan ve zindelik sağlayıcı egzersizler) ağırlık çalışması ile birlikte yapılır. Bu nedenle kaslar fazla büyümez, sadece sıkılaşır ve estetik bir görünüm alır.
Faydaları
Fitness sporu vücutta bol bol endorfin, östrojen veya testesteron hormonu salgılanmasını sağlar. Bu da, kişinin kendisini psikolojik olarak daha iyi ve zinde hissetmesini sağlar. Vücudun forma girmesi de özgüveni arttırır. Metobolizmayı hızlandırır. Enerjiyi arttırır. Uykuyu düzenler. Psikolojik iyilişme sağlayarak stresden uzaklaştırır. Daha sağlıklı ve hızlı düşünmeyi sağlar. Kalp ve damar sistemini güçlendirir. Uzun dönemli fitness sporuyla uğraşanların kanser ve kalp krizine yakalanma riski düşüktür. Kalori yakmayı sağladığından şeker hastaları için önerilir.
Dikkat edilmesi gereken konular
Antrenmana başlamadan önce risklerini öğrenmek gerekir. Uygun kıyafet giyilmeli ve özellikle spor ayakkabı seçimine dikkat edilmelidir. Uzman eğitmenlerin vereceği antreman programına uyulmalıdır. Sakatlanmamak için antreman öncesi streching hareketleriyle adalenin ısınması gerekmektedir. Ağırlık egzersizinde hareketlerin nizami yapılması önemlidir. Yeni başlanıyorsa hafif bir antrenman uygulanmalı zamanla ağırlıklar arttırılmalıdır.
Fitness kelime anlamı olarak "Sağlıklı ve formda olmak"dır. Bir çok egzersize dayalı bir spordur.
Diğer bütün sporlardan farklı olarak temelde kasların tek tek aletli ya da aletsiz çalıştırılmasıyla sıkılaştırılması ve güçlendirilmesi amaçlanır. Esasen bütün sporların temelidir. Çünkü her spor dalında vücutta ağırlıklı kullanılan kas grupları vardır. Bu kas gruplarına kondisyon kazandırılması için fitness egzersizlerine başvurulur.
Her amacın antrenman programı birbirinden farklıdır. Fitness sporunda bir standarttan söz edilemez. Yani, her yaşın, her hayat tarzının ve vücut tipinin birbirinden farklı olarak bir uzman tarafından takip edilen çalışma şekli olmalıdır. 16 yaşında bu Spora baslayabilirsiniz.
Bu sporun vücut geliştirmeden iki farkı bulunur: Öncelikle gelişmek için değil sağlık için yapılır. Ayrıca bir fitness antrenmanında kardiyovasküler çalışma (koşmak, pedal çevirmek gibi sizi nefes nefese bırakacak, kalori harcatan ve zindelik sağlayıcı egzersizler) ağırlık çalışması ile birlikte yapılır. Bu nedenle kaslar fazla büyümez, sadece sıkılaşır ve estetik bir görünüm alır.
Faydaları
Fitness sporu vücutta bol bol endorfin, östrojen veya testesteron hormonu salgılanmasını sağlar. Bu da, kişinin kendisini psikolojik olarak daha iyi ve zinde hissetmesini sağlar. Vücudun forma girmesi de özgüveni arttırır. Metobolizmayı hızlandırır. Enerjiyi arttırır. Uykuyu düzenler. Psikolojik iyilişme sağlayarak stresden uzaklaştırır. Daha sağlıklı ve hızlı düşünmeyi sağlar. Kalp ve damar sistemini güçlendirir. Uzun dönemli fitness sporuyla uğraşanların kanser ve kalp krizine yakalanma riski düşüktür. Kalori yakmayı sağladığından şeker hastaları için önerilir.
Dikkat edilmesi gereken konular
Antrenmana başlamadan önce risklerini öğrenmek gerekir. Uygun kıyafet giyilmeli ve özellikle spor ayakkabı seçimine dikkat edilmelidir. Uzman eğitmenlerin vereceği antreman programına uyulmalıdır. Sakatlanmamak için antreman öncesi streching hareketleriyle adalenin ısınması gerekmektedir. Ağırlık egzersizinde hareketlerin nizami yapılması önemlidir. Yeni başlanıyorsa hafif bir antrenman uygulanmalı zamanla ağırlıklar arttırılmalıdır.
26 Şubat 2010 Cuma
Keskin gözler için A Vitamini!
Keskin gözler için A vitamini
A vitamini yağda eriyen vitaminlerdendir. Karaciğerde depolanan bu vitamin ısıya ve pişirmeye dayanıklıdır. Vitamin A miktarı "Retinol Equivalent" ile ölçülür.
Yararları
Sağlıklı deri ve saçlar için gereklidir. Diş, dişeti ve kemik gelişiminde önemli rol oynar. Normal görme ve gece görme de etkilidir. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Akciğer, mide, üriner sistem ve diğer organların koruyucu epitelinin düzeninde rol oynar. Kanser, damar sertliği ve katarakt gibi hastalıkları önlediği yolunda önemli bulgular elde edilmiştir. Bu vitamin ayrıca protein bileşimine katılır ve tümörlerde görülen hücrelerin kontrolsüz biçimde çoğalmasını önler. Yaşlılıkta etkinliği çok artan kolajenaz enziminin indirgeyici etkisini önlediği saptanmıştır.
Hangi besinlerde bulunur?
Sütte, yumurta sarısında, ton ve morina balıklarının karaciğer yağında (balık yağı) bulunur. Ayrıca tereyağı ve peynirde de bulunur. Havuç ve havuç benzeri sarı-turuncu renkli sebzelerde A vitamininin ön maddeleri vardır(alfa karoten). Sonradan A vitaminine dönüşecek olan Beta Karoten ve diğer karotenoidler ise yeşil yapraklı ve sarı sebzelerde ve tahıllarda bulunur.
Günlük ihtiyacınız nedir?
Yetişkin Erkeklerde Vitamin A gereksinimi 1000 Retinol eşdeğerinde, yetişkin kadınlarda ise 800 Retinol eşdeğerindedir.
Aşağıda bazı yiyecklerin içerdiği Retional miktarı verilmiştir.
6 gr karaciğer (Dana), 9124
1 servis kaşığı balıkyağı, 4080
1 büyük yumurta sarısı, 97
1 fincan süt, 76
1 orta boy patates 2487
1 orta boy havuç 2025
Eksikliği nelere yol açar?
A vitamini eksikliğinde gözde ve deride keratoz , kseroftalmi (göz akı ve kormeanın parlaklığını kaybederek kuruması), foliküler hiperkeratoz (bir deri hastalığı) ve gece körlüğü görülür. Bağışıklık sisteminin zayıflaması, enfeksiyonlara elverişli hale gelme, akne (sivilce) oluşumunda artış, yorgunluk, diş, dişeti ve kemiklerde deformiteler A vitamini eksikliğinin yol açabileceği diğer şeylerdir.
Fazlasının zararları
Yüksek miktarlarda alınması toksik reaksiyonlara (zehirlenme) neden olabilir. Fazla A vitamini alımı karaciğer bozuklukları, mide bulantısı ve kusma, saç dökülmesi (saçlar çabuk kopar), başağrısı, eklem ağrıları, dudak çatlamaları, saç kuruluğu, iştah kaybı, avuçlarda ve ayak tabanlarında ciltte sarı-kavuniçi renk değişikliğine neden olabilir.
Çocuklarda zehirlenme 300000 Retinol eşdeğerindeki A vitamini alımıyla oluşur. Yetişkinler de ise genellikle günde 100000 Retinol eşdeğerindeki A vitamininin aylar boyu alınması ile oluşur.
A vitamini yağda eriyen vitaminlerdendir. Karaciğerde depolanan bu vitamin ısıya ve pişirmeye dayanıklıdır. Vitamin A miktarı "Retinol Equivalent" ile ölçülür.
Yararları
Sağlıklı deri ve saçlar için gereklidir. Diş, dişeti ve kemik gelişiminde önemli rol oynar. Normal görme ve gece görme de etkilidir. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Akciğer, mide, üriner sistem ve diğer organların koruyucu epitelinin düzeninde rol oynar. Kanser, damar sertliği ve katarakt gibi hastalıkları önlediği yolunda önemli bulgular elde edilmiştir. Bu vitamin ayrıca protein bileşimine katılır ve tümörlerde görülen hücrelerin kontrolsüz biçimde çoğalmasını önler. Yaşlılıkta etkinliği çok artan kolajenaz enziminin indirgeyici etkisini önlediği saptanmıştır.
Hangi besinlerde bulunur?
Sütte, yumurta sarısında, ton ve morina balıklarının karaciğer yağında (balık yağı) bulunur. Ayrıca tereyağı ve peynirde de bulunur. Havuç ve havuç benzeri sarı-turuncu renkli sebzelerde A vitamininin ön maddeleri vardır(alfa karoten). Sonradan A vitaminine dönüşecek olan Beta Karoten ve diğer karotenoidler ise yeşil yapraklı ve sarı sebzelerde ve tahıllarda bulunur.
Günlük ihtiyacınız nedir?
Yetişkin Erkeklerde Vitamin A gereksinimi 1000 Retinol eşdeğerinde, yetişkin kadınlarda ise 800 Retinol eşdeğerindedir.
Aşağıda bazı yiyecklerin içerdiği Retional miktarı verilmiştir.
6 gr karaciğer (Dana), 9124
1 servis kaşığı balıkyağı, 4080
1 büyük yumurta sarısı, 97
1 fincan süt, 76
1 orta boy patates 2487
1 orta boy havuç 2025
Eksikliği nelere yol açar?
A vitamini eksikliğinde gözde ve deride keratoz , kseroftalmi (göz akı ve kormeanın parlaklığını kaybederek kuruması), foliküler hiperkeratoz (bir deri hastalığı) ve gece körlüğü görülür. Bağışıklık sisteminin zayıflaması, enfeksiyonlara elverişli hale gelme, akne (sivilce) oluşumunda artış, yorgunluk, diş, dişeti ve kemiklerde deformiteler A vitamini eksikliğinin yol açabileceği diğer şeylerdir.
Fazlasının zararları
Yüksek miktarlarda alınması toksik reaksiyonlara (zehirlenme) neden olabilir. Fazla A vitamini alımı karaciğer bozuklukları, mide bulantısı ve kusma, saç dökülmesi (saçlar çabuk kopar), başağrısı, eklem ağrıları, dudak çatlamaları, saç kuruluğu, iştah kaybı, avuçlarda ve ayak tabanlarında ciltte sarı-kavuniçi renk değişikliğine neden olabilir.
Çocuklarda zehirlenme 300000 Retinol eşdeğerindeki A vitamini alımıyla oluşur. Yetişkinler de ise genellikle günde 100000 Retinol eşdeğerindeki A vitamininin aylar boyu alınması ile oluşur.
Adet Döngüsü
ADET DÖNGÜSÜ VE ADET KANAMASI
ADET DÖNGÜSÜ - KADININ 28 GÜNÜ
Üreme çağında olan bir kadında ortalama 28 günde bir tekrar eden sürece adet döngüsü adı verilir.
Adet kanamasını tarif etmek için dilimizde halk arasında farklı ifadeler kullanılmaktadır. Bunlar arasında en sık rastlanılanları "aybaşı olmak", "adet olmak", "adet görmek", "regl olmak", "menstruasyon kanaması görmek" (menstruasyon İngilizce'de adet kanamasının tam karşılığı olan menstruation kelimesinden dilimize aktarılmıştır), "mens olmak", "kanama görmek", "peryod" ve "hastalanmak" ifadeleridir. Daha ender rastlanan ve olayın tam karşılığı olmaktan uzak olanlar ise "kirlenmek" ve "renkli olmak" şeklinde olanlardır.
Adet döngüsü veya siklus, son adet tarihinin ilk gününden bir sonraki adet tarihinin ilk gününe kadar geçen zamanı ve bu zaman içinde kadın vücudunda gerçekleşen olayları ifade eder.
Bir adet döngüsü kadında genellikle 28 gün sürmekle birlikte 21 ile 35 gün arası normalin alt ve üst sınırlarıdır. Adet kanaması ortalama 4 gün devam eder ve 1 ile 7 gün arası normalin alt ve üst sınırları olarak kabul edilir. Adet kanaması esnasında 20 ile 80 mililitre arasında miktarda kan kaybedilir.
Adet döngüsü ergenlik döneminden, yumurtalıklarda olgunlaşabilecek yumurta hücrelerinin tümüyle tükendiği menopoz dönemine kadar devam eder. Bu zaman dilimi içerisinde gebelik döneminde ve emzirmenin devam ettiği sürenin büyük kısmında geçici olarak duraklar.
Adet Kanamasının Ay İle İlgisi Var mı?
Kadınların bir kısmı adet kanamasını "aybaşı" olarak tarif ederler. Bu, insanoğlunun ay ile kadının adet döngüsünü çok önceden beri ilişkilendirdiğini gösteren önemli bir bulgudur. Aynı ilişkilendirme yabancı dillerde de yaygındır.
"Menses" Latince'de "adet kanaması" anlamına gelmekle beraber yine bu dilde aynı zamanda "ay" anlamına gelen "mensis" kelimesinin çoğuludur yani "aylar" anlamına da gelmektedir. Bu kelime Latince'ye muhtemelen Yunanca'da "ay" anlamına gelen "mene" kelimesinin aktarılmasıyla türetilmiştir.
Ay ile adet döngüsü ve kanaması arasındaki en önemli benzerlik dünyanın uydusu olan Ay'ın da aynen adet döngüsü gibi kendine özgü bir döngüsü olmasıdır. Bu döngünün başından sonuna doğru ay dünyamızda farklı şekillerde görünür. Ay'ın bir döngüsü 29.5 gün sürer ve bu döngüde bir şaşma olmaz.
Bazı kültürlerde tüm kadınların aynı zamanda adet gördüklerine ve kadınların hepsinin Ay ile birlikte çeşitli ruhsal ve bedensel evrelerden geçtiklerine inanılmaktadır. Bilimsel olarak kanıtlanmamış, ancak Amerikan halkının kullandığı bir yönteme göre adet düzensizliği olan kadınlar odalarında ay ışığını temsil eden hafif bir ışığı açık bırakarak uyumakta ve iddialarına göre adetleri düzene girmektedir. Yine eski bir Amerikan geleneğine göre adet sorunları olan kadınlar ayla konuşmaktadırlar.
İlk "Adet Kanaması"
Çocukluk çağından ergenlik çağına geçiş döneminde, ortalama olarak 12.5 yaşında kız çocuğu ilk adet kanamasını görür. Bu "ilk kanama" henüz yumurtlama süreci devreye girmediğinden, gerçek ve düzenli aralıklarla oluşan bir adet kanaması olmaktan uzaktır. Kız çocuğunun hormon salgı mekanizmaları ve genital organları olgunlaştığında yumurtlama süreci de başlar ve oluşan adet kanamaları, adet döngüsünün bir parçası olarak düzenli hale gelir.
Adet kanamasının işlevi nedir?
Adet döngüsü esnasında beyinde, yumurtalıklarda ve rahim iç tabakasında farklı olaylar meydana gelir. Beyinden salgılanan hormonların yumurtalıklardan birini uyarmasıyla başlayan süreç, uyarılan yumurtalıktan döllenmeye hazır bir yumurta hücresinin serbestleşmesine neden olur, bu esnada rahim iç tabakası da kendini muhtemel bir gebeliğe hazırlar. Döllenme gerçekleşmediğinde serbestleşen yumurta hücresinin ömrü biter ve gebelik için hazırlanmış rahim iç tabakasının adet kanamasıyla dışarı atılmasını takiben yeni bir adet döngüsü başlar.
Adet kanamasının amacı her adet döngüsünde oluşabilecek muhtemel bir gebeliğin yerleşebilmesi ve uygun şartlarda gelişebilmesi için rahim iç tabakasının "tazelenmesi" olarak değerlendirilebilir.
Adet döngüsünde beyinde gerçekleşen olaylar
Adet kanamasının ilk günü yeni bir adet döngüsünün başlangıcıdır. Bu aşamada beyin dokusunun derinlerinde yer alan hipotalamus adlı bölgeden salgılanan GnRH adı verilen hormon, hipotalamusa yakın yerleşimli hipofiz adı verilen salgı bezinden folikül uyarıcı hormon (FSH) salgısını başlatır. FSH hormonu etkisiyle yumurtalıklardan birinde yeni bir yumurta hücresi folikül adı verilen bir kesecik içinde olgunlaşmaya başlar. Bu olgunlaşma süreci tamamlandığında, olgun folikül içinde üretilen yüksek miktarlarda östrojen hormonu etkisiyle bir yandan rahim iç tabakası gelişmeye başlar, öte yandan hipofiz bezinden LH adı verilen başka bir hormon salgılanır. LH hormonu yumurta hücresini barındıran folikülü "çatlatır" ve yumurta hücresini serbest bırakır. Yumurta hücresinin serbest kalmasına yumurtlama (ovulasyon) adı verilir.
Üstteki şekli ortadan ayıran kesikli çizgi yumurtlamanın oluştuğu anı, eğriler ise LH ve FSH hormonlarının kan seviyesini göstermektedir. Hemen yumurtlama öncesinde LH hormonunun ne kadar keskin bir yükselme gösterdiğine dikkat ediniz. Bu ani yükselmeye LH piki (pik, ingilizcede doruk anlamına gelen peak kelimesinden dilimize uyarlanmıştır) adı verilmektedir. LH pikinin oluşamadığı durumlarda folikül olgunlaşsa dahi, yumurtlama gerçekleşemez. Halk arasında "çatlatıcı iğne" olarak bilinen ilaçlar LH hormonu içerirler.
Yumurtlama olduktan sonra gebelik oluşursa salgılanan hormonlar beyindeki hormonların işlevlerini durdururlar ve böylece gebelik döneminde ve lohusalık döneminde yumurtlama ve adet kanaması geçici olarak durur.
Gebelik gerçekleşmediğinde belli bir süre sonra oluşan adet kanaması sonrasında beyindeki hormonlar yeni bir adet döngüsünü başlatmak amacıyla yeniden salgılanırlar.
Görüldüğü gibi yumurtlama ve adet kanaması temel olarak beyin tarafından yönetilen işlevlerdir. Bu işlevin merkezi olan hipotalamus beyin dokusunun duygulanımlarla ilgili olan bölümleriyle çok yakın komşuluktadır. Bu yakın komşuluk nedeniyle ruhsal kaynaklı stres kadında yumurtlama işlevinin olumsuz etkilenmesine ve bu da adet kanamasının zamansal özeliklerinin değişmesine neden olabilir (adet kanamasının gecikmesi veya erken gerçekleşmesi gibi).
Adet döngüsünde yumurtalıkta gerçekleşen olaylar
Her adet döngüsünün başında yumurtalıklardan birinde yumurtalığın dış yüzeyine yakın yerleşimli yumurtalık hücrelerinden biri beyinden salgılanan FSH hormonu etkisiyle olgunlaşma sürecine girer. Olgunlaşan yumurta hücresi bu süreçte içi berrak bir sıvı dolu olan ve folikül adı verilen bir kesecik içindedir.
Başlangıçta birkaç milimetre olan folikül, adet döngüsünün ortasına yaklaşıldığında 16-20 milimetre çapına ulaşır.
Folikül içinde adet döngüsünün ilk günlerinden itibaren giderek artan miktarlarda salgılanan östrojen hormonu folikül olgunlaştıkça ve büyüdükçe daha da çok miktarlarda üretilir ve kana geçer. Kandaki östrojen en yüksek seviyeye ulaştığında beyinde luteinize edici hormon (LH) salgısını uyarır.
LH salgısı 12 saat gibi kısa bir sürede hızla artar ve doruk noktasına ulaşır. LH hormonu seviyesinin bu denli hızlı artmasıyla olgun folikül yapısı en ince noktasından çatlar ve içindeki yumurta hücresini serbest bırakır. 28 günlük adet döngüsü olan bir kadında yaklaşık 14. gün gerçekleşen bu olaya yumurtlama adı verilir.
Serbestleşen yumurta hücresi komşu Fallop tüpünün saçakları tarafından yakalanarak tüp içine alınır.
Yandaki resimde bir Fallop tüpünün kesiti görülmektedir. Fallop tüpü saçakların bulunduğu uçta karın boşluğuyla, diğer uçta rahim içi boşlukla temas halindedir. Saçakların aktif hareketleri yumurta hücresinin karın boşluğuna düşmesini engeller ve tüp içine giren yumurta hücresi, tüpün içinde bulunan silya adlı tek yönde harekete izin veren özel "tüycükler" yardımıyla Fallop tüpünün içinde rahim içi boşluğa doğru ilerler.
Folikül çatladıktan sonra "çatlama bölgesinde" Sarı Cisim (lat: Corpus Luteum) adı verilen bir yapı oluşur ve bu yapı progesteron hormonu üretmeye başlar.
Sarı Cisim gebelik oluştuğunda bebeğe hormon desteği vermek üzere yaklaşık 10. gebelik haftasına kadar progesteron hormonu salgılamaya devam eder. 10. haftadan itibaren bebek kendi progesteron hormonunu kendisi üretebilecek hale gelir ve görevi devralır.
Gebelik oluşmazsa Sarı Cismin işlevi 14 günde biter ve sarı cisim geriler. Sarı Cismin hormon salgısının durmasıyla kanda progesteron hormonu seviyesi kısa sürede düşer ve bu rahim iç tabakasının desteğini kaybederek "yıkılmasına" neden olur. Bu "yıkılma" adet kanamasıyla birlikte olur ve "yıkılan" doku kanamayla birlikte vücuttan atılır.
Adet kanamasıyla birlikte yeni bir adet döngüsü başlar.
Yumurtalık dokusunda adet döngüsünün ilk yarısında östrojen hormonu hakimiyetinde gerçekleşen folikül olgunlaşması foliküler evre, ikinci yarısında Sarı Cisim (Corpus Luteum) tarafından salgılanan progesteron hormonu hakimiyetinde gerçekleşen evre luteal evre adını alır.
Rahim iç tabakasında gerçekleşen olaylar
Rahim iç tabakası adet döngüsünün ilk gününden itibaren salgılanan östrojen hormonu etkisiyle kalınlaşır. Yumurtlama gerçekleştiğinde salgılanan progesteron hormonu bir yandan östrojen hormonunun bu kalınlaştırıcı etkisini frenler, öte yandan rahim iç tabakasını özel bazı maddeler salgılamaya yönelterek döllenmesi muhtemel bir yumurta hücresinin yerleşmesi ve gebeliğin başlaması için elverişli duruma getirir.
Rahim iç takasında adet döngüsünün ilk yarısında östrojen hormonu hakimiyetinde gerçekleşen kalınlaşma proliferatif evre (proliferasyon=kalınlaşma), ikinci yarısında progesteron hormonu hakimiyetinde gerçekleşen salgılama ise sekresyon evresi (sekresyon= salgılama) adını alır.
Neden kanama olur?
Yumurtlama sonrası yumurtalıkta oluşan Sarı Cismin ömrü 14 gündür. Sarı Cisim "yaşlandıkça" salgıladığı progesteron hormonu azalır. Kandaki progesteron hormonu belli bir seviyenin altına indiğinde rahim iç tabakası desteğini kaybederek "yıkılmaya" başlar. İşte bu "yıkılma" kanamayla birlikte olduğundan adet kanaması adını alır.
Sarı Cismin ömrünün sabit olarak 14 gün olmasının özel bir anlamı vardır: 28 günde bir adet kanaması gören bir kadında yumurtlama 14. günde olmaktadır, halbuki 30 günde bir adet kanaması gören bir kadında yumurtlama günü 30-14=16. gündür. Aksine 26 günde bir adet kanaması gören bir kadında ise yumurtlama günü 26-14=12. gündür.
Solda üstteki resim rahim iç tabakasında adet döngüsünün ilk gününden itibaren başlayan kalınlaşma sürecini şematik olarak göstermektedir. Alttaki şemada ise adet döngüsünün günlerine göre vücutta oluşan hormon seviyeleri görülmektedir. Östrojen hormonunun kanda artmasından hemen sonra LH hormonunun da bariz bir şekilde arttığına dikkat ediniz.
Şemada ayrıca progesteron hormonu salgısının yumurtlamadan önce oldukça düşük olduğu, yumurtlamadan sonra ise bariz bir şekilde arttığı gözlenebilir.
Adet Döngüsü Uzunluğu
Adet döngüsünün süresi, yani adet kanamasının ilk gününden bir sonraki adet kanamasının ilk gününe kadar geçen zaman ortalama 28 gündür. Kadınların %15'i 28 günde bir adet kanaması görürlerken, %0.5'i 21 günden daha kısa, %1'i 35 günden daha uzun bir zamanda kanama görürler.
Adet kanamasının ilk başladığı zamanı takip eden 5-7 yıllık süre içerisinde adet döngüsü genellikle daha uzundur. Hormon salgılayan sistemler olgunlaştığında üreme çağına özgü düzenli kanama paterni ortaya çıkar.
Kadın 40'lı yaşlara geldiğinde hormon salgısındaki doğal değişiklikler döngünün yeniden uzamasıyla sonuçlanır. 2-8 yıl devam eden bu süre sonunda menopoz ortaya çıkar. Bu süre içerisinde adet döngüsünün uzamasını belirleyen temel olay yumurta hücresinin olgunlaşmasına kadar geçen sürenin uzamasıdır.
Şekilde üst üste yer alan üç eğriden ortada olanı kadınların çoğunda görülen adet döngüsü süresini gösterirken bu eğrinin üstünde ve altında yer alan eğriler kadınların %5'inden daha azında görülen adet döngüsü süresinin kadının yaşına göre dağılımını göstermektedir.
ADET DÖNGÜSÜ - KADININ 28 GÜNÜ
Üreme çağında olan bir kadında ortalama 28 günde bir tekrar eden sürece adet döngüsü adı verilir.
Adet kanamasını tarif etmek için dilimizde halk arasında farklı ifadeler kullanılmaktadır. Bunlar arasında en sık rastlanılanları "aybaşı olmak", "adet olmak", "adet görmek", "regl olmak", "menstruasyon kanaması görmek" (menstruasyon İngilizce'de adet kanamasının tam karşılığı olan menstruation kelimesinden dilimize aktarılmıştır), "mens olmak", "kanama görmek", "peryod" ve "hastalanmak" ifadeleridir. Daha ender rastlanan ve olayın tam karşılığı olmaktan uzak olanlar ise "kirlenmek" ve "renkli olmak" şeklinde olanlardır.
Adet döngüsü veya siklus, son adet tarihinin ilk gününden bir sonraki adet tarihinin ilk gününe kadar geçen zamanı ve bu zaman içinde kadın vücudunda gerçekleşen olayları ifade eder.
Bir adet döngüsü kadında genellikle 28 gün sürmekle birlikte 21 ile 35 gün arası normalin alt ve üst sınırlarıdır. Adet kanaması ortalama 4 gün devam eder ve 1 ile 7 gün arası normalin alt ve üst sınırları olarak kabul edilir. Adet kanaması esnasında 20 ile 80 mililitre arasında miktarda kan kaybedilir.
Adet döngüsü ergenlik döneminden, yumurtalıklarda olgunlaşabilecek yumurta hücrelerinin tümüyle tükendiği menopoz dönemine kadar devam eder. Bu zaman dilimi içerisinde gebelik döneminde ve emzirmenin devam ettiği sürenin büyük kısmında geçici olarak duraklar.
Adet Kanamasının Ay İle İlgisi Var mı?
Kadınların bir kısmı adet kanamasını "aybaşı" olarak tarif ederler. Bu, insanoğlunun ay ile kadının adet döngüsünü çok önceden beri ilişkilendirdiğini gösteren önemli bir bulgudur. Aynı ilişkilendirme yabancı dillerde de yaygındır.
"Menses" Latince'de "adet kanaması" anlamına gelmekle beraber yine bu dilde aynı zamanda "ay" anlamına gelen "mensis" kelimesinin çoğuludur yani "aylar" anlamına da gelmektedir. Bu kelime Latince'ye muhtemelen Yunanca'da "ay" anlamına gelen "mene" kelimesinin aktarılmasıyla türetilmiştir.
Ay ile adet döngüsü ve kanaması arasındaki en önemli benzerlik dünyanın uydusu olan Ay'ın da aynen adet döngüsü gibi kendine özgü bir döngüsü olmasıdır. Bu döngünün başından sonuna doğru ay dünyamızda farklı şekillerde görünür. Ay'ın bir döngüsü 29.5 gün sürer ve bu döngüde bir şaşma olmaz.
Bazı kültürlerde tüm kadınların aynı zamanda adet gördüklerine ve kadınların hepsinin Ay ile birlikte çeşitli ruhsal ve bedensel evrelerden geçtiklerine inanılmaktadır. Bilimsel olarak kanıtlanmamış, ancak Amerikan halkının kullandığı bir yönteme göre adet düzensizliği olan kadınlar odalarında ay ışığını temsil eden hafif bir ışığı açık bırakarak uyumakta ve iddialarına göre adetleri düzene girmektedir. Yine eski bir Amerikan geleneğine göre adet sorunları olan kadınlar ayla konuşmaktadırlar.
İlk "Adet Kanaması"
Çocukluk çağından ergenlik çağına geçiş döneminde, ortalama olarak 12.5 yaşında kız çocuğu ilk adet kanamasını görür. Bu "ilk kanama" henüz yumurtlama süreci devreye girmediğinden, gerçek ve düzenli aralıklarla oluşan bir adet kanaması olmaktan uzaktır. Kız çocuğunun hormon salgı mekanizmaları ve genital organları olgunlaştığında yumurtlama süreci de başlar ve oluşan adet kanamaları, adet döngüsünün bir parçası olarak düzenli hale gelir.
Adet kanamasının işlevi nedir?
Adet döngüsü esnasında beyinde, yumurtalıklarda ve rahim iç tabakasında farklı olaylar meydana gelir. Beyinden salgılanan hormonların yumurtalıklardan birini uyarmasıyla başlayan süreç, uyarılan yumurtalıktan döllenmeye hazır bir yumurta hücresinin serbestleşmesine neden olur, bu esnada rahim iç tabakası da kendini muhtemel bir gebeliğe hazırlar. Döllenme gerçekleşmediğinde serbestleşen yumurta hücresinin ömrü biter ve gebelik için hazırlanmış rahim iç tabakasının adet kanamasıyla dışarı atılmasını takiben yeni bir adet döngüsü başlar.
Adet kanamasının amacı her adet döngüsünde oluşabilecek muhtemel bir gebeliğin yerleşebilmesi ve uygun şartlarda gelişebilmesi için rahim iç tabakasının "tazelenmesi" olarak değerlendirilebilir.
Adet döngüsünde beyinde gerçekleşen olaylar
Adet kanamasının ilk günü yeni bir adet döngüsünün başlangıcıdır. Bu aşamada beyin dokusunun derinlerinde yer alan hipotalamus adlı bölgeden salgılanan GnRH adı verilen hormon, hipotalamusa yakın yerleşimli hipofiz adı verilen salgı bezinden folikül uyarıcı hormon (FSH) salgısını başlatır. FSH hormonu etkisiyle yumurtalıklardan birinde yeni bir yumurta hücresi folikül adı verilen bir kesecik içinde olgunlaşmaya başlar. Bu olgunlaşma süreci tamamlandığında, olgun folikül içinde üretilen yüksek miktarlarda östrojen hormonu etkisiyle bir yandan rahim iç tabakası gelişmeye başlar, öte yandan hipofiz bezinden LH adı verilen başka bir hormon salgılanır. LH hormonu yumurta hücresini barındıran folikülü "çatlatır" ve yumurta hücresini serbest bırakır. Yumurta hücresinin serbest kalmasına yumurtlama (ovulasyon) adı verilir.
Üstteki şekli ortadan ayıran kesikli çizgi yumurtlamanın oluştuğu anı, eğriler ise LH ve FSH hormonlarının kan seviyesini göstermektedir. Hemen yumurtlama öncesinde LH hormonunun ne kadar keskin bir yükselme gösterdiğine dikkat ediniz. Bu ani yükselmeye LH piki (pik, ingilizcede doruk anlamına gelen peak kelimesinden dilimize uyarlanmıştır) adı verilmektedir. LH pikinin oluşamadığı durumlarda folikül olgunlaşsa dahi, yumurtlama gerçekleşemez. Halk arasında "çatlatıcı iğne" olarak bilinen ilaçlar LH hormonu içerirler.
Yumurtlama olduktan sonra gebelik oluşursa salgılanan hormonlar beyindeki hormonların işlevlerini durdururlar ve böylece gebelik döneminde ve lohusalık döneminde yumurtlama ve adet kanaması geçici olarak durur.
Gebelik gerçekleşmediğinde belli bir süre sonra oluşan adet kanaması sonrasında beyindeki hormonlar yeni bir adet döngüsünü başlatmak amacıyla yeniden salgılanırlar.
Görüldüğü gibi yumurtlama ve adet kanaması temel olarak beyin tarafından yönetilen işlevlerdir. Bu işlevin merkezi olan hipotalamus beyin dokusunun duygulanımlarla ilgili olan bölümleriyle çok yakın komşuluktadır. Bu yakın komşuluk nedeniyle ruhsal kaynaklı stres kadında yumurtlama işlevinin olumsuz etkilenmesine ve bu da adet kanamasının zamansal özeliklerinin değişmesine neden olabilir (adet kanamasının gecikmesi veya erken gerçekleşmesi gibi).
Adet döngüsünde yumurtalıkta gerçekleşen olaylar
Her adet döngüsünün başında yumurtalıklardan birinde yumurtalığın dış yüzeyine yakın yerleşimli yumurtalık hücrelerinden biri beyinden salgılanan FSH hormonu etkisiyle olgunlaşma sürecine girer. Olgunlaşan yumurta hücresi bu süreçte içi berrak bir sıvı dolu olan ve folikül adı verilen bir kesecik içindedir.
Başlangıçta birkaç milimetre olan folikül, adet döngüsünün ortasına yaklaşıldığında 16-20 milimetre çapına ulaşır.
Folikül içinde adet döngüsünün ilk günlerinden itibaren giderek artan miktarlarda salgılanan östrojen hormonu folikül olgunlaştıkça ve büyüdükçe daha da çok miktarlarda üretilir ve kana geçer. Kandaki östrojen en yüksek seviyeye ulaştığında beyinde luteinize edici hormon (LH) salgısını uyarır.
LH salgısı 12 saat gibi kısa bir sürede hızla artar ve doruk noktasına ulaşır. LH hormonu seviyesinin bu denli hızlı artmasıyla olgun folikül yapısı en ince noktasından çatlar ve içindeki yumurta hücresini serbest bırakır. 28 günlük adet döngüsü olan bir kadında yaklaşık 14. gün gerçekleşen bu olaya yumurtlama adı verilir.
Serbestleşen yumurta hücresi komşu Fallop tüpünün saçakları tarafından yakalanarak tüp içine alınır.
Yandaki resimde bir Fallop tüpünün kesiti görülmektedir. Fallop tüpü saçakların bulunduğu uçta karın boşluğuyla, diğer uçta rahim içi boşlukla temas halindedir. Saçakların aktif hareketleri yumurta hücresinin karın boşluğuna düşmesini engeller ve tüp içine giren yumurta hücresi, tüpün içinde bulunan silya adlı tek yönde harekete izin veren özel "tüycükler" yardımıyla Fallop tüpünün içinde rahim içi boşluğa doğru ilerler.
Folikül çatladıktan sonra "çatlama bölgesinde" Sarı Cisim (lat: Corpus Luteum) adı verilen bir yapı oluşur ve bu yapı progesteron hormonu üretmeye başlar.
Sarı Cisim gebelik oluştuğunda bebeğe hormon desteği vermek üzere yaklaşık 10. gebelik haftasına kadar progesteron hormonu salgılamaya devam eder. 10. haftadan itibaren bebek kendi progesteron hormonunu kendisi üretebilecek hale gelir ve görevi devralır.
Gebelik oluşmazsa Sarı Cismin işlevi 14 günde biter ve sarı cisim geriler. Sarı Cismin hormon salgısının durmasıyla kanda progesteron hormonu seviyesi kısa sürede düşer ve bu rahim iç tabakasının desteğini kaybederek "yıkılmasına" neden olur. Bu "yıkılma" adet kanamasıyla birlikte olur ve "yıkılan" doku kanamayla birlikte vücuttan atılır.
Adet kanamasıyla birlikte yeni bir adet döngüsü başlar.
Yumurtalık dokusunda adet döngüsünün ilk yarısında östrojen hormonu hakimiyetinde gerçekleşen folikül olgunlaşması foliküler evre, ikinci yarısında Sarı Cisim (Corpus Luteum) tarafından salgılanan progesteron hormonu hakimiyetinde gerçekleşen evre luteal evre adını alır.
Rahim iç tabakasında gerçekleşen olaylar
Rahim iç tabakası adet döngüsünün ilk gününden itibaren salgılanan östrojen hormonu etkisiyle kalınlaşır. Yumurtlama gerçekleştiğinde salgılanan progesteron hormonu bir yandan östrojen hormonunun bu kalınlaştırıcı etkisini frenler, öte yandan rahim iç tabakasını özel bazı maddeler salgılamaya yönelterek döllenmesi muhtemel bir yumurta hücresinin yerleşmesi ve gebeliğin başlaması için elverişli duruma getirir.
Rahim iç takasında adet döngüsünün ilk yarısında östrojen hormonu hakimiyetinde gerçekleşen kalınlaşma proliferatif evre (proliferasyon=kalınlaşma), ikinci yarısında progesteron hormonu hakimiyetinde gerçekleşen salgılama ise sekresyon evresi (sekresyon= salgılama) adını alır.
Neden kanama olur?
Yumurtlama sonrası yumurtalıkta oluşan Sarı Cismin ömrü 14 gündür. Sarı Cisim "yaşlandıkça" salgıladığı progesteron hormonu azalır. Kandaki progesteron hormonu belli bir seviyenin altına indiğinde rahim iç tabakası desteğini kaybederek "yıkılmaya" başlar. İşte bu "yıkılma" kanamayla birlikte olduğundan adet kanaması adını alır.
Sarı Cismin ömrünün sabit olarak 14 gün olmasının özel bir anlamı vardır: 28 günde bir adet kanaması gören bir kadında yumurtlama 14. günde olmaktadır, halbuki 30 günde bir adet kanaması gören bir kadında yumurtlama günü 30-14=16. gündür. Aksine 26 günde bir adet kanaması gören bir kadında ise yumurtlama günü 26-14=12. gündür.
Solda üstteki resim rahim iç tabakasında adet döngüsünün ilk gününden itibaren başlayan kalınlaşma sürecini şematik olarak göstermektedir. Alttaki şemada ise adet döngüsünün günlerine göre vücutta oluşan hormon seviyeleri görülmektedir. Östrojen hormonunun kanda artmasından hemen sonra LH hormonunun da bariz bir şekilde arttığına dikkat ediniz.
Şemada ayrıca progesteron hormonu salgısının yumurtlamadan önce oldukça düşük olduğu, yumurtlamadan sonra ise bariz bir şekilde arttığı gözlenebilir.
Adet Döngüsü Uzunluğu
Adet döngüsünün süresi, yani adet kanamasının ilk gününden bir sonraki adet kanamasının ilk gününe kadar geçen zaman ortalama 28 gündür. Kadınların %15'i 28 günde bir adet kanaması görürlerken, %0.5'i 21 günden daha kısa, %1'i 35 günden daha uzun bir zamanda kanama görürler.
Adet kanamasının ilk başladığı zamanı takip eden 5-7 yıllık süre içerisinde adet döngüsü genellikle daha uzundur. Hormon salgılayan sistemler olgunlaştığında üreme çağına özgü düzenli kanama paterni ortaya çıkar.
Kadın 40'lı yaşlara geldiğinde hormon salgısındaki doğal değişiklikler döngünün yeniden uzamasıyla sonuçlanır. 2-8 yıl devam eden bu süre sonunda menopoz ortaya çıkar. Bu süre içerisinde adet döngüsünün uzamasını belirleyen temel olay yumurta hücresinin olgunlaşmasına kadar geçen sürenin uzamasıdır.
Şekilde üst üste yer alan üç eğriden ortada olanı kadınların çoğunda görülen adet döngüsü süresini gösterirken bu eğrinin üstünde ve altında yer alan eğriler kadınların %5'inden daha azında görülen adet döngüsü süresinin kadının yaşına göre dağılımını göstermektedir.
25 Şubat 2010 Perşembe
Lohusalık - Loğusalık Dönemleri Dönemi
Lohusalık; doğumdan sonraki 6 hafta (42 gün) sonunda gebeliğin kadında yarattığı fizyolojik ve psikolojik değişimlerin gebelik önceki haline dönmesidir Bu süreç her organ ve sistem için farklı zamanlar alır
Halk arasında "lohusanın mezarı 40 gün açık kalır" sözü yaygın olarak kullanılır Bu söz bir yerde gerçekleri yansıtmaktadır Çünkü doğum ve lohusalık döneminde ortaya çıkan hastalıklar hayatı tehdit edici boyutlarda olabilir
Çok erken lohusalık doğumdan sonraki ilk 24 saati, erken lohusalık ilk 1 haftayı, geç lohusalık da geri kalan süreyi temsil eder Üreme organları 6 haftada normal haline döner ve emzirmeyen annelerin büyük bir kısmı bu dönem sonunda adet görmeye başlar Emzirenlerde ise adetlerin normale dönmesi 6 ayı bulabilir, hatta bu süreyi bir miktar daha aşabilir
Doğum sonrası belirgin olarak fark edilebilen ilk değişiklik rahmin eski haline dönmesi yani küçülmesidir (involusyon)
Rahim (Uterus) involüsyonu
Rahim involüsyonu; rahimin doğumdan sonra gebelik öncesi durumuna dönmesine verilen isimdir
Gebelik süresince rahim ağırlık olarak yaklaşık 20 kat büyür, ancak doğumdan sonra hızla küçülmeye başlar Bebek doğduktan hemen sonra yaklaşık 20 gebelik haftasında olduğu boyuta iner Bu evrede ağırlığı yaklaşık 1 kg kadardır Birinci haftanın sonunda 12 gebelik haftasındaki büyüklüğüne dönen rahimin hacmi 6 hafta sonunda gebelik öncesi büyüklüğündedir
Vücudumuzda ağırlık ve hacmi bu kadar çok büyüyüp sonrasında küçülen ikinci bir organımız bulunmamaktadır Uterusun bu özelliği bilim dünyasını günümüzde dahi şaşkınlığa uğratmaya devam etmekte ve halen bilimsel yönden tam olarak açıklanamamaktadır
Doğumdan hemen sonra rahim kasılmalarının gücü doğum sırasındaki güçlerden çok daha fazladır Bunlara “takip eden ağrılar (afterpains)” adı verilir Bu ağrılar 2-3 gün kadar devam edebilir Daha önce doğum yapmışlarda (multiparlarda) daha fazla hissedilir İlk 12 saatte sıklıkları daha fazladır, bu saatten sonra gerek sıklığı gerekse şiddeti giderek azalır
Özellikle lohusanın bebeğini emzirmesi sırasında, uyarıyla beyinden salgılanan “oksitosin” hormonuna bağlı olarak rahim kasılması sonucu kasık ve karın bölgelerinde ağrılar hissedilebilir
Doğumda plasentanın ayrılmasından hemen sonra, plasentanın uterusa yapıştığı alan yarı yarıya küçülür Bu küçülme sayesinde açıkta olan damar uçları kapanır ve kanama azalır Rahmin içini döşeyen ve "endometrium" adı verilen zar tabakasının normale dönmesi 3 haftayı bulurken plasentanın yerleştiği alan 6 haftada iyileşir İyileşmenin tam olamadığı durumlarda ise kanamalar görülebilir
Doğum sonrası vajinal akıntılar (Löşi, Lochia)
Doğumdan sonra rahim içinden gelen akıntıya "Löşi (lochia)" adı verilir İlk gelen taze kırmızı kan "löşi rubra" olarak adlandırılır Bu sıvının içinde kan ve doku parçacıkları bulunur Birkaç gün içinde miktarı azalır, rengi açılır ve yani "löşi seroza" ya dönüşür 2 haftadan sonra ise daha koyu kıvamlı ve açık renkli "löşi alba" gelmeye başlar Doğumdan yaklaşık 4 hafta sonra bu tüm bu vajinal akıntılar kesilir
Löşi içeriği açısından enfeksiyona çok müsait bir ortamdır Bu nedenle hijyene çok dikkat edilmelidir
Doğum sonrası serviks (rahim ağzı), vajen ve diğer değişiklikler
Doğum esnasında 10 cm açılan ve tamamen incelip kağıt gibi olan serviks (rahim ağzı) açıklığı bir hafta sonunda yaklaşık 1 cm'ye iner Rahim ağzı normal doğum yapmışlarda artık yuvarlak değil yassı bir görünüm alarak doğum yapmayanlardan ayrılır Serviksin tamamen iyileşmesi yine 6 haftalık bir zaman alır
Doğum sırasında çok fazla zorlanan ve esneyen vajina dokusu yavaş yavaş iyileşmeye başlar ve 3 hafta bitiminde son halini alır, ancak asla doğum yapmadan önceki gerginliğine gelemez
Gebelik boyunca genişleyen ve esneyen karın kasları ve pelvik kaslar 6 hafta sonra toparlanır ve bu dönemden sonra egzersiz önerilir Dolaşım, boşaltım, endokrin gibi diğer sistemlerde olan değişiklikler de 6 hafta sonunda normal haline döner
LOHUSALIK PROBLEMLERİ
Doğumdan hemen sonra ciddi ve ani problemler görülebilir Bu yüzden lohusa en az 24 saat gözlem altında tutulmalıdır Sık aralıklarla tansiyon ölçümleri yapılmalı, kanama kontrol edilmelidir
Kanama
Erken lohusalığın en önemli komplikasyonu kanamadır Normal doğumdan sonra 500 mililitreden fazla kanama olması anormal olarak kabul edilir En önemli ve ciddi nedeni "atoni"dir
Atoni doğumdan sonra rahmin kasılmaması ve dolayısı ile açıkta olan damarların kapanamamasıdır Son derece acil ve hayatı tehdit eden bir durum olup, çok kısa zamanda aşırı miktarda kanama ile karakterizedir
Uygun ortamlarda yapılmayan doğumlarda, atoni gelişirse ve acil ameliyat şartları yoksa anne kaybedilebilir Bu nedenle evde yapılan doğumlar son derece risklidir
Tedavide önce elle rahim masajı yapılır ve damar yolu ile rahim kasılmasını sağlayan ilaçlar verilir Eğer tedavi sonuç vermez ise acil bir operasyon gerekebilir
Emboli
Anne hayatını tehdit eden başka bir durumda amniyon mayii embolisidir Burada bebeğin amniyon sıvısı annenin kan dolaşımına geçerek akciğerler, beyin gibi organlara giden damarlarda tıkanıklığa yol açar Anne çok kısa bir sürede hayatını yitirir
Maalesef tanı ve tedavisi çok güçtür Modern obstetrideki en önemli anne ölüm nedeni amniyon mayii embolisidir
Enfeksiyonlar
"Lohusalık humması" olarak adlandırılan durum doğumdan sonraki ilk 24 saatten sonra ortaya çıkan ve yüksek ateşle seyreden bir durumudur En sık nedenler üreme, idrar yolları ve memelerin enfeksiyonudur Doğum eyleminin uzaması, zarların erken açılması gibi durumlar enfeksiyon riskini arttırır
En sık görülen enfeksiyon rahim içinin iltihaplanmasıdır ("endometrit") Genelde 3 gün ortaya çıkar ve ateş 40 dereceye kadar yükselebilir Löşi oldukça kötü kokuludur Olay karın boşluğuna kadar yayılabilir ("peritonit")
Muayenede rahim oldukça hassas ve ağrılıdır Enfeksiyonun kan yolu ile yayılması meydana gelir ise hayatı tehdit eder
Tedavide yatak istirahati, sıvı desteği ve uygun antibiyotik kullanımı önerilir
İdrar yolları enfeksiyonu
% 5 vakada ise idrar yaparken yanma, kasık ve bel ağrıları, yüksek ateş şikayetlerinin eşlik ettiği idrar yolu enfeksiyonu (İYE) ortaya çıkabilir Genelde 2 veya 3 günde belirti verir
Vajinada olan yaralanmalar İYE riskini arttırır Tedavide uygun antibiyotikler önerilir
Gebelik öncesi var olan her türlü sistemik hastalık lohusalık döneminden olumsuz yönde etkilenebilir Bu nedenle lohusalıkta son derece dikkatli olunmalıdır
PERİNE BAKIMI NEDİR?
Normal doğum esnasında bölgede kontrolsüz yırtıkların olmaması için doktor tarafından bir kesi yapılır Bu kesiye "epizyotomi" adı verilir
"Perine bölgesi" denildiğinde ise vajina girişi ile makat arasında kalan bölge anlaşılır Doğum esnasında ve doğumdan sonra büyük öneme sahiptir
Doğum sonrası perine bakımı, epizyotomi alanının daha kolay iyileşmesi ve enfeksiyon kapmaması için yapılması gerekenlerin tümünü kapsar Bakım yaklaşık 1-3 hafta sürer
Perinede problem belirtileri
Perinede en sık karşılaşılan problem ağrı ve şişliktir Doğum sırasında bebeğin başının sıkıştırması nedeni ile perine ve vajen etrafında ödem olur Yine doğum esnasında epizyotomi (vajene kesi) yapılmış olsa bile vajinada fark edilmeyen yırtıklar veya sıyrıklar oluşmuş olabilir Bu yırtıklar farkedilip dikilmediğinde kanayabilir veya enfeksiyon kapabilir
Eğer kanamalar dışarıya olmaz ve doku aralığında birikirse vajinada dolgunluk hissi ile beraber şiddetli bir ağrı olabilir Bu durumda bir "hematom" dan (içe kanama) şüphelenilir
Yine doğum sırasında ıkınmalara bağlı olarak makat etrafında hemoroidler oluşabilir Bu hemoroidler otururken ağrıya neden olabilir hatta bazen kanayabilir Oturma banyoları ve ilaç tedavilerine cevap vermeyen hemoroidlerde cerrahi tedavi gerekebilir
Perine Bakımında Yapılması Gerekenler
Doğumdan sonra ağrı ve kanamayı azaltmak için perine bölgesine buz tatbiki veya oturma banyoları zaman zaman önerilmektedir Ağrı için doktorunuzun yazdığı ağrı kesici hapları kullanabilirsiniz Kabızlık veya hemoroid problemleriniz varsa zorlanmayı önlemek için gaita yumuşatıcı ilaçları kullanabilirsiniz
Bölgeyi temizlemek için sadece temiz su yeterli olmakla birlikte çoğu zaman antiseptik maddeler içeren solüsyonlar önerilir Ayrıca akıntı ve kanamalar için günlük ped kullanılması hijyen açısından önemlidir
Doğum sonrası normalden fazla ve pıhtılı taze kanama olursa mutlaka doktorunuza haber verin
Ayrıca şu önlemleri alın:
Perine bölgenizi mümkün olduğunca kuru tutmaya özen gösteriniz Hijyenik pedlerinizi sık olarak değiştirin
Vajinal akıntı ile kanamanızın durumunu arada bir kontrol ediniz Bu bölgede aşırı ağrı veya gerginlik hissi durumunda mutlaka doktorunuza danışın
Tuvalet sonrası en az iki dakika temiz su veya tercihen antiseptikli solüsyon (savlon veya iyotlu solusyonlar gibi) ile temizlik yapınız Bu esnada temizliği arkadan öne doğru değil önden arkaya doğru yapmaya dikkat ediniz Tuvaletlerinizde bu bölgenin gaita ile bulaşmasını önleyiniz
Evinizde yeterli miktarda hijyenik ped, temizlik malzemesi ve ağrı kesiciler bulundurunuz
Bu bölgeye uygulanan "buz kalıpları" ödem veya küçük hematomlara bağlı ağrıları azaltabilir Buz kalıpları hazılamak için bir eldivenin içine su konulup buz dolabının buzluk kısmında dondurulur Daha sonra oluşan bu kalıplar yumuşak bir bezle sarılır ve perine bölgesine tatbik edilir Uygulama 48 saatte bir 20 dakika şeklinde önerilmektedir
Perine bölgesine ılık veya sıcak su oturma banyoları önerilmemektedir
Eğer kanamanızın miktarı fazlalaşıyorsa (örneğin 2 saatte 1 pedden fazla kirletiyorsanız), kanamanız kırmızı renk alıyorsa, kötü bir koku belirirse, ateşiniz yükselirse, karında ağrı ortaya çıkarsa hemen doktorunuzu arayın
Halk arasında "lohusanın mezarı 40 gün açık kalır" sözü yaygın olarak kullanılır Bu söz bir yerde gerçekleri yansıtmaktadır Çünkü doğum ve lohusalık döneminde ortaya çıkan hastalıklar hayatı tehdit edici boyutlarda olabilir
Çok erken lohusalık doğumdan sonraki ilk 24 saati, erken lohusalık ilk 1 haftayı, geç lohusalık da geri kalan süreyi temsil eder Üreme organları 6 haftada normal haline döner ve emzirmeyen annelerin büyük bir kısmı bu dönem sonunda adet görmeye başlar Emzirenlerde ise adetlerin normale dönmesi 6 ayı bulabilir, hatta bu süreyi bir miktar daha aşabilir
Doğum sonrası belirgin olarak fark edilebilen ilk değişiklik rahmin eski haline dönmesi yani küçülmesidir (involusyon)
Rahim (Uterus) involüsyonu
Rahim involüsyonu; rahimin doğumdan sonra gebelik öncesi durumuna dönmesine verilen isimdir
Gebelik süresince rahim ağırlık olarak yaklaşık 20 kat büyür, ancak doğumdan sonra hızla küçülmeye başlar Bebek doğduktan hemen sonra yaklaşık 20 gebelik haftasında olduğu boyuta iner Bu evrede ağırlığı yaklaşık 1 kg kadardır Birinci haftanın sonunda 12 gebelik haftasındaki büyüklüğüne dönen rahimin hacmi 6 hafta sonunda gebelik öncesi büyüklüğündedir
Vücudumuzda ağırlık ve hacmi bu kadar çok büyüyüp sonrasında küçülen ikinci bir organımız bulunmamaktadır Uterusun bu özelliği bilim dünyasını günümüzde dahi şaşkınlığa uğratmaya devam etmekte ve halen bilimsel yönden tam olarak açıklanamamaktadır
Doğumdan hemen sonra rahim kasılmalarının gücü doğum sırasındaki güçlerden çok daha fazladır Bunlara “takip eden ağrılar (afterpains)” adı verilir Bu ağrılar 2-3 gün kadar devam edebilir Daha önce doğum yapmışlarda (multiparlarda) daha fazla hissedilir İlk 12 saatte sıklıkları daha fazladır, bu saatten sonra gerek sıklığı gerekse şiddeti giderek azalır
Özellikle lohusanın bebeğini emzirmesi sırasında, uyarıyla beyinden salgılanan “oksitosin” hormonuna bağlı olarak rahim kasılması sonucu kasık ve karın bölgelerinde ağrılar hissedilebilir
Doğumda plasentanın ayrılmasından hemen sonra, plasentanın uterusa yapıştığı alan yarı yarıya küçülür Bu küçülme sayesinde açıkta olan damar uçları kapanır ve kanama azalır Rahmin içini döşeyen ve "endometrium" adı verilen zar tabakasının normale dönmesi 3 haftayı bulurken plasentanın yerleştiği alan 6 haftada iyileşir İyileşmenin tam olamadığı durumlarda ise kanamalar görülebilir
Doğum sonrası vajinal akıntılar (Löşi, Lochia)
Doğumdan sonra rahim içinden gelen akıntıya "Löşi (lochia)" adı verilir İlk gelen taze kırmızı kan "löşi rubra" olarak adlandırılır Bu sıvının içinde kan ve doku parçacıkları bulunur Birkaç gün içinde miktarı azalır, rengi açılır ve yani "löşi seroza" ya dönüşür 2 haftadan sonra ise daha koyu kıvamlı ve açık renkli "löşi alba" gelmeye başlar Doğumdan yaklaşık 4 hafta sonra bu tüm bu vajinal akıntılar kesilir
Löşi içeriği açısından enfeksiyona çok müsait bir ortamdır Bu nedenle hijyene çok dikkat edilmelidir
Doğum sonrası serviks (rahim ağzı), vajen ve diğer değişiklikler
Doğum esnasında 10 cm açılan ve tamamen incelip kağıt gibi olan serviks (rahim ağzı) açıklığı bir hafta sonunda yaklaşık 1 cm'ye iner Rahim ağzı normal doğum yapmışlarda artık yuvarlak değil yassı bir görünüm alarak doğum yapmayanlardan ayrılır Serviksin tamamen iyileşmesi yine 6 haftalık bir zaman alır
Doğum sırasında çok fazla zorlanan ve esneyen vajina dokusu yavaş yavaş iyileşmeye başlar ve 3 hafta bitiminde son halini alır, ancak asla doğum yapmadan önceki gerginliğine gelemez
Gebelik boyunca genişleyen ve esneyen karın kasları ve pelvik kaslar 6 hafta sonra toparlanır ve bu dönemden sonra egzersiz önerilir Dolaşım, boşaltım, endokrin gibi diğer sistemlerde olan değişiklikler de 6 hafta sonunda normal haline döner
LOHUSALIK PROBLEMLERİ
Doğumdan hemen sonra ciddi ve ani problemler görülebilir Bu yüzden lohusa en az 24 saat gözlem altında tutulmalıdır Sık aralıklarla tansiyon ölçümleri yapılmalı, kanama kontrol edilmelidir
Kanama
Erken lohusalığın en önemli komplikasyonu kanamadır Normal doğumdan sonra 500 mililitreden fazla kanama olması anormal olarak kabul edilir En önemli ve ciddi nedeni "atoni"dir
Atoni doğumdan sonra rahmin kasılmaması ve dolayısı ile açıkta olan damarların kapanamamasıdır Son derece acil ve hayatı tehdit eden bir durum olup, çok kısa zamanda aşırı miktarda kanama ile karakterizedir
Uygun ortamlarda yapılmayan doğumlarda, atoni gelişirse ve acil ameliyat şartları yoksa anne kaybedilebilir Bu nedenle evde yapılan doğumlar son derece risklidir
Tedavide önce elle rahim masajı yapılır ve damar yolu ile rahim kasılmasını sağlayan ilaçlar verilir Eğer tedavi sonuç vermez ise acil bir operasyon gerekebilir
Emboli
Anne hayatını tehdit eden başka bir durumda amniyon mayii embolisidir Burada bebeğin amniyon sıvısı annenin kan dolaşımına geçerek akciğerler, beyin gibi organlara giden damarlarda tıkanıklığa yol açar Anne çok kısa bir sürede hayatını yitirir
Maalesef tanı ve tedavisi çok güçtür Modern obstetrideki en önemli anne ölüm nedeni amniyon mayii embolisidir
Enfeksiyonlar
"Lohusalık humması" olarak adlandırılan durum doğumdan sonraki ilk 24 saatten sonra ortaya çıkan ve yüksek ateşle seyreden bir durumudur En sık nedenler üreme, idrar yolları ve memelerin enfeksiyonudur Doğum eyleminin uzaması, zarların erken açılması gibi durumlar enfeksiyon riskini arttırır
En sık görülen enfeksiyon rahim içinin iltihaplanmasıdır ("endometrit") Genelde 3 gün ortaya çıkar ve ateş 40 dereceye kadar yükselebilir Löşi oldukça kötü kokuludur Olay karın boşluğuna kadar yayılabilir ("peritonit")
Muayenede rahim oldukça hassas ve ağrılıdır Enfeksiyonun kan yolu ile yayılması meydana gelir ise hayatı tehdit eder
Tedavide yatak istirahati, sıvı desteği ve uygun antibiyotik kullanımı önerilir
İdrar yolları enfeksiyonu
% 5 vakada ise idrar yaparken yanma, kasık ve bel ağrıları, yüksek ateş şikayetlerinin eşlik ettiği idrar yolu enfeksiyonu (İYE) ortaya çıkabilir Genelde 2 veya 3 günde belirti verir
Vajinada olan yaralanmalar İYE riskini arttırır Tedavide uygun antibiyotikler önerilir
Gebelik öncesi var olan her türlü sistemik hastalık lohusalık döneminden olumsuz yönde etkilenebilir Bu nedenle lohusalıkta son derece dikkatli olunmalıdır
PERİNE BAKIMI NEDİR?
Normal doğum esnasında bölgede kontrolsüz yırtıkların olmaması için doktor tarafından bir kesi yapılır Bu kesiye "epizyotomi" adı verilir
"Perine bölgesi" denildiğinde ise vajina girişi ile makat arasında kalan bölge anlaşılır Doğum esnasında ve doğumdan sonra büyük öneme sahiptir
Doğum sonrası perine bakımı, epizyotomi alanının daha kolay iyileşmesi ve enfeksiyon kapmaması için yapılması gerekenlerin tümünü kapsar Bakım yaklaşık 1-3 hafta sürer
Perinede problem belirtileri
Perinede en sık karşılaşılan problem ağrı ve şişliktir Doğum sırasında bebeğin başının sıkıştırması nedeni ile perine ve vajen etrafında ödem olur Yine doğum esnasında epizyotomi (vajene kesi) yapılmış olsa bile vajinada fark edilmeyen yırtıklar veya sıyrıklar oluşmuş olabilir Bu yırtıklar farkedilip dikilmediğinde kanayabilir veya enfeksiyon kapabilir
Eğer kanamalar dışarıya olmaz ve doku aralığında birikirse vajinada dolgunluk hissi ile beraber şiddetli bir ağrı olabilir Bu durumda bir "hematom" dan (içe kanama) şüphelenilir
Yine doğum sırasında ıkınmalara bağlı olarak makat etrafında hemoroidler oluşabilir Bu hemoroidler otururken ağrıya neden olabilir hatta bazen kanayabilir Oturma banyoları ve ilaç tedavilerine cevap vermeyen hemoroidlerde cerrahi tedavi gerekebilir
Perine Bakımında Yapılması Gerekenler
Doğumdan sonra ağrı ve kanamayı azaltmak için perine bölgesine buz tatbiki veya oturma banyoları zaman zaman önerilmektedir Ağrı için doktorunuzun yazdığı ağrı kesici hapları kullanabilirsiniz Kabızlık veya hemoroid problemleriniz varsa zorlanmayı önlemek için gaita yumuşatıcı ilaçları kullanabilirsiniz
Bölgeyi temizlemek için sadece temiz su yeterli olmakla birlikte çoğu zaman antiseptik maddeler içeren solüsyonlar önerilir Ayrıca akıntı ve kanamalar için günlük ped kullanılması hijyen açısından önemlidir
Doğum sonrası normalden fazla ve pıhtılı taze kanama olursa mutlaka doktorunuza haber verin
Ayrıca şu önlemleri alın:
Perine bölgenizi mümkün olduğunca kuru tutmaya özen gösteriniz Hijyenik pedlerinizi sık olarak değiştirin
Vajinal akıntı ile kanamanızın durumunu arada bir kontrol ediniz Bu bölgede aşırı ağrı veya gerginlik hissi durumunda mutlaka doktorunuza danışın
Tuvalet sonrası en az iki dakika temiz su veya tercihen antiseptikli solüsyon (savlon veya iyotlu solusyonlar gibi) ile temizlik yapınız Bu esnada temizliği arkadan öne doğru değil önden arkaya doğru yapmaya dikkat ediniz Tuvaletlerinizde bu bölgenin gaita ile bulaşmasını önleyiniz
Evinizde yeterli miktarda hijyenik ped, temizlik malzemesi ve ağrı kesiciler bulundurunuz
Bu bölgeye uygulanan "buz kalıpları" ödem veya küçük hematomlara bağlı ağrıları azaltabilir Buz kalıpları hazılamak için bir eldivenin içine su konulup buz dolabının buzluk kısmında dondurulur Daha sonra oluşan bu kalıplar yumuşak bir bezle sarılır ve perine bölgesine tatbik edilir Uygulama 48 saatte bir 20 dakika şeklinde önerilmektedir
Perine bölgesine ılık veya sıcak su oturma banyoları önerilmemektedir
Eğer kanamanızın miktarı fazlalaşıyorsa (örneğin 2 saatte 1 pedden fazla kirletiyorsanız), kanamanız kırmızı renk alıyorsa, kötü bir koku belirirse, ateşiniz yükselirse, karında ağrı ortaya çıkarsa hemen doktorunuzu arayın
Doğum Kontrol Hapı Kullanımı
Doğum kontrol hapları nasıl etki eder?
İçerdikleri yüksek doz estrojen ve progesteron hormonunun etkileriyle yumurtlama sürecini geçici olarak durdurur. Yumurtalar yine büyür ancak çatlama işlemi olamaz. Ek olarak rahim ve rahim ağzına olan etkileri de gebeliği önlemeye yardımcı olmaktadır.
Doğum kontrol hapları ne zaman korumaya başlar?
Bu ilaçları kullanırken koruyuculuk, ilk kutunun ilk hapının alınmasıyla başlar ve kutunun bitiminde yeni kutuya başlanmadığında biter.
Doğum kontrol hapları nasıl kullanılır?
Son derece başarılı ve ek çok sayıda faydası olan bu ilaçların doğru kullanımı ve oluşabilecek yan etkilerin önceden bayana anlatılması ve ilaca bağlı endişelerin ortadan kaldırılması zorunludur. Yoksa ilk yan etki oluşunca bayanlar bu ilaçları bırakmakta ve istenmeyen gebelikler ortaya çıkabilmektedir.
Burada hastaya düşen ise taşıdığı hastalıkların hepsini doktoruna söylemesi veya hatırlatmasıdır.
Bu hapları kullanmadan önce tam bir jinekolojik muayeneden geçmek gerekmektedir. Ek olarak mutlaka doktor önerisi ile kullanılmalıdır. Doktor kontrolünde hapların ne şekilde kullanılacağı ve herhangi bir yan etki oluşması durumunda nasıl bir yol izlenmesi gerektiği ayrıntılı bir şekilde anlatılmalıdır. Şimdi kullanışını özetleyecek olursak;
* İlk kutunun ilk hapı adet kanaması başlangıcının tercihen birinci günü, en geç beşinci günü alınmalıdır.
* Koruyuculuk o ay hapların düzenli olarak kullanılacağı varsayılırsa hemen başlar.
* Kutunun içindeki ilaçlar 21 gün sonunda biter. Bir haftalık ara sonunda diğer kutuya geçilmelidir.
* Ara verilen süre içerisinde genellikle kutunun bitiminden iki-üç gün sonra adet kanaması gerçekleşir. Adet kanamasının ne zaman gerçekleştiği önemli değildir ve 28 günlük düzenli bir adet döngüsünü oluşturmak açısından her zaman iki kutu arasında bir hafta ara verilir.
* Haplar her günün belli bir zaman diliminde (sabah, öğlen, akşam veya gece yatarken) tok karnına alınır. Hapların aynı saatte alınması koşul olmamakla beraber hap alma alışkanlığını korumak açısından kadının belli bir saati belirlemesi ve günlük hapını bu saatte alması önerilir.
Doğum kontrol haplarının olumlu ek etkileri nelerdir?
Hapların düzenli kullanımının en olumlu etkisi istenmeyen gebeliklerin önlenmesidir. Zaten hapların kullanım amacıda budur. Ek olarak bu hapların düzenli olarak kullanımı çok farklı avantajlar sağlamaktadır.
Bu avantajların bazıları ilk kutuyla başlarken, bazıları uzun vadeli kullanımda ortaya çıkar.
Doğum kontrol hapları bazen sadece bu olumlu etkileri olsun diye korunmak amacı dışında da hastalara verilebilmektedir.
Faydalı olduğu durumlar;
* Bayanın adetlerinin düzenli olmasını sağlar. Bu durum özellikle polikistik over sendromuna sahip bayanlarda son derece önemlidir.
* Adet kanamasının miktarını azaltarak gereksiz kan kaybını önlerler. Kansızlığı olan bayanlarda ek koruma sağlar.
* Adet öncesi gerginlik belirtilerini azaltırlar ve bu etkileriyle adet öncesi gerginlik sendromu olan hastalarda tedavi amaçlı olarak kullanılırlar.
* Adet sancısı, doğum kontrol hapı kullananlarda daha az sıklıkla görülür.
* Hap kullanan kadınlarda sivilce ve tüylenme daha az sıklıkla görülür. Bu durumlar eski ilaçlarda bir kötü yan etki olarak ortaya çıkabilmekteydi. Ancak günümüzdeki ilaçlarla bu durum tam tersine dönmüştür.
* Uzun süreli doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda rahim kanseri ve yumurtalık kanseri çok daha az sıklıkla görülür.
* Dış gebelik ortaya çıkma riskinin de azalmasını sağlar.
* Yumurtalık kistlerinin daha az görülmesini sağlar.
* Hap kullanan baynalarda fibrokistik meme sorunu daha az görülür.
* Doğum kontrol hapları rahim ve tüplerde enfeksiyon gelişme riskini azaltırlar.
* Hap kullanan kadınlarda mantara bağlı vajinit dışında kalan diğer vajinit türlerinin daha az sıklıkla görüldüğü saptanmıştır.
* Doğum kontrol hapı kullanımının myomlara karşı koruyucu olduğu belirlenmiştir.
* Hap kullanımı romatoid artrit hastalığı gelişme riskini azaltır.
* Hap kullanan kadınlarda kemik yoğunluğu daha yavaş azalır.
Doğum kontrol Haplarının Yan etkileri;
Damar Tıkanıklığı Gelişme Riskinin Artması
Doğum kontrol haplarının en korkulan yan etkileri kanın pıhtılaşmaya eğilimini artırmaları nedeniyle damar tıkanıklığına yol açabilmeleridir. Bu yan etki günümüzde kullanılan düşük doz ilaçlar sayesinde çok ender görülür hale gelmiştir. Bu ciddi yan etkinin gelişme riskini en aza indirmenin en iyi yolu damar tıkanıklığı gelişme riski nispeten yüksek olan kadınların bu ilacı hiçbir şekilde kullanmamalarıdır. Bu ayrımı ancak bir doktor yapabileceğinden hapların doktor değerlendirmesi sonrasında başlanması son derece önemlidir.
Doğum Kontrol Hapları Ve Kanser
Meme kanseri: Öncelerde uzun süre kullanımı sonucunda meme kanseri gelişim riskinin artığı biliniyordu. Ancak son yıllardaki çalışmalarla beraber bu bilginin doğru olmadığı anlaşıldı. Yani doğum kontrol hapları meme kanseri YAPMAZ.
Ancak bugüne kadar yapılan çalışmalardan çıkan en önemli sonuçlardan biri hap kullanımının meme dokusu içinde gelişmeye başlamış ancak belirti vermeyen kanser kitlesinin gelişimini hızlandırabilmesidir. Kar/zarar oranı karşılaştırıldığında hap kullanımından elde edilen kar çok düşük olasılıkla ortaya çıkan bu etkinin vereceği muhtemel zarardan çok daha fazladır. Bu nenle kullanılmalıdır.
Rahim ağzı kanseri: Doğum kontrol hapı kullanmaya devam eden kadınlar yıllık muayenelere gelme konusunda daha tutarlı davrandıklarından rahim ağzı lezyonları çok daha fazla oranda tespit edilmektedir. Bu nedenle istatistiksel olarak daha fazla oranda rahim ağzı lezyonu yapıyor gibi bir sonuç çıkmaktadır. Ancak bu bilgi ilerleyen yıllarda değişeçektir. Çünkü rahim ağzı kanserinde esas neden HPV virüsüdür.
Tansiyonun yükselmesi:
Eski yıllarda bu durum daha sık olmaktaydı ancak günümüzde sadece bazı duyarlı bireylerde hap kullanımı tansiyon yükselmesine neden olabilir. Ender görülen bu yan etkinin ilaç kesildikten sonra ortadan kalkar. Bu nedenle tansiyonu olan ve ilaç tedavisi almamış olanlarda doğum kontrol hapları tercih edilmez.
Bulantı ve Kusma
Hapların içeriğinde bulunan estrojen hormonu beyindeki bulantı merkezine direkt etkiyle bulantı ve bazen kusma şikayetinin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Günümüzde kullanılan düşük doz haplarda bu yan etki de daha az görülmekte ve genellikle birkaç kutu bitiminde vücudun ilaca alışması sonrasında bulantı ortadan kalkmaktadır.
Ara kanamaların olması
Özellikle düşük dozlu doğum kontrol hapları ilk kullanım aylarında %10-30 kadında adet döngüsünün ilk günlerinde birkaç gün süren lekelenme tarzında ara kanamalara yol açabilir. İlacın koruyuculuğunu hiçbir şekilde azaltmayan bu durum genellikle en çok dört-beş kutu kullanımından sonra ortadan kalkar.
Ara kanamaların daha çok sigara içen kadınlarda ortaya çıktığı dikkat çekmektedir.
Hap kullanan kadınların ara kanama ortaya çıktığında durumu doktorlarına iletmeleri ve kanamanın başka bir nedene bağlı olmadığından emin olunması amacıyla jinekolojik muayeneden geçmeleri önemlidir.
Adet kanamasının olmaması
Bazen bazı bayanlarda hapların içerdiği progesteron hormonu bazı kadınların adet görmekte zorlanmasına neden olabilir.
Bu durumda gebelik testi yaptırmak gerekir. Test sonucu negatif ise hap kullanımına devam etmek ve kutular arası olağan 7 günlük arayı vermek uygun bir seçenektir.
Adet kanamasının azalması
Doğum kontrol hapı kullanan bayanlarda adet kanama gün ve toplam miktarının azalması beklenen faydalı bir durumdur. Kanamanın azalmasının nedeni "kanın içeride kalması " anlamına gelmez. Bunun nedeni doğum kontrol hapı kullanan bayanlarda rahim duvarının daha az gelişmesidir.
Depresyon ortaya çıkabilir
Düşük dozlu doğum kontrol haplarının çok ender görülen bir yan etkisidir. Ancak ortaya çıktığında ilacın kesilmesi gerekmektedir.
Cinsel istek azalması olabilir
Doğum kontrol haplarının çok ender görülen bir yan etkisidir. Bu durumun bir çok nedeni vardır. Ortaya çıktığında ilacın kesilmesi önerilir.
Doğum kontrol hapları bir çok ilaçla etkileşir
Hapın içindeki östrojen hormonu karaciğerden atılan bir maddedir ve karaciğerin ilaç atma işlevlerini hızlandıran ilaçlar (bazı antibiyotikler, bazı sara ilaçları ve diğer bazı ilaçlar) hapın vücuttan daha hızlı atılmasına ve böylece koruyuculuğunun azalmasına neden olabilir. Her kadının hap kullanımına başlamadan önce doktoruna kullanmakta olduğu ilaçları ayrıntılı olarak bildirmesi bu nedenle son derece önemlidir.
Emziren anne kesinlikle doğum kontrol hapı kullanmamalıdır!
Doğum kontrol hapları sütün miktarını ve kalitesini azaltırlar ve bu nedenle emziren annelerin kesinlikle kullanmaması gerekmektedir. Bu dönemde başka yöntemlerle korunması önerilir.
Kilo alımı
Bu etki özellikle eski ilaçlarda daha belirgindi. Ancak günümüzde düşük doz ilaçlarla beraber bu etki en aza indirilmiştir. Ancak yinede doğum kontrol hapı ile korunmaya çalışan bayanlara önerimiz diyetlerine dikkat etmeleridir.
Göğüslerde hassasiyet ortaya çıkabilir
Bazı durumlarda doğum kontrol hapı kullanımı göğüslerde dolgunluk ve hassasiyet ortaya çıkmasına neden olabilir. Genellikle günlük hayatı etkilemeyecek kadar hafif seyreden bu yan etki düşük dozlu doğum kontrol haplarında oldukça ender olarak ortaya çıkmaktadır. Aşırı durumda başka korunma yöntemi seçilmelidir.
Laboratuvar değişiklikleri
Başka bir neden ile kan testleri yaptıran bayanların doktorlarına mutlaka doğum kontrol hapı kullandıklarını söylemeleri gerekmektedir. Çünkü bu ilaçlar tüm metabolizmayı değiştirebilmektedirler.
Vajinada Mantar Enfeksiyonu Gelişimi
Düşük doz doğum kontrol haplarının çok ender görülen bir yan etkisidir. Ortaya çıktığında ek ilaçlarla tedavi edilir.
Yüz Lekelenme Ortaya Çıkması
Düşük doz doğum kontrol haplarının çok ender görülen bir yan etkisidir. Ortaya çıktığında tedavi edilmesi zor olabilir ve ilk belirtiler görüldüğünde ilacın bırakılması faydalıdır.
Sivilce (ve tüylenme) ortaya çıkması
Bu durum özelliklem eski doğum kontrol hapları kullanımı sırasında yüzde ve vücudun diğer hassas bölgelerinde sivilce ve ileri durumlarda tüylenme ortaya çıkabilmekteydi. Ek olarak bu bayanlarda bir yatkınlık olduğu da anlaşıldı.
Ancak yeni jenerasyon doğum kontrol haplarının kullanımı sırasında bu yan etki çok ender olarak ortaya çıkar.
Aksine sivilce ve tüylenme şikayeti olan kadınlarda yeni jenerasyon hapların bu şikayetleri azaltıcı etkileri olduğu bilinmektedir.
Karaciğerde Selim Tümör Oluşumu
Düşük doz doğum kontrol haplarının oldukça ender görülen bir yan etkisidir. Bu durumun saptanabilmesi için yıllık karaciğer muayenesi yapılmalıdır.
Baş Ağrısı Ortaya Çıkması
Düşük doz doğum kontrol haplarının ender görülen bir yan etkisidir. Ortaya çıktığında mutlaka doktor haberdar edilmelidir. Ağrı kesicilere cevap vermeyen baş ağrısı ilacın hemen kesilmesini gerektirir.
İlaç Bırakıldıktan Sonra Gebe Kalabilirliğin Gecikmesi
Halk arasında doğum kontrol hapları ile ilişkili en ciddi yanlış bilgi bu hapların kısırlık yaptığı bilgisidir. Tabi bu bilgi bilimsel bir bilgi değil. Tamamen bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bilinmesi gereken şey hap kullanımı bırakıldıktan sonra yumurtlamanın devreye girmesi 3-6 aya kadar gecikebilmesidir. Bu nedenle ilacı bırakır bırakmaz gebelik beklemek biraz hayaldir. Tabi ki imkansızda değildir.
Hapların kullanımı sırasında karşılaşılabilen sorunlar nelerdir?
* İlacı unutma durumunda ne yapılmalı?
* Rahimi dinlendirmek gerekir mi?
* Bulantı - kusma ve İshal olursa ne yapmak gerekir?
İlacı unutma durumunda ne yapılmalı?
İlacın günlük dozu unutulduğunda ertesi günü iki adet birden alınmalıdır. Bu durumda koruyuculuk oranı azalmaz. Ancak iki gün üst üste ilacı unuttuysanız o ay ek bir yöntem kullanmanız önerilmektedir.
Rahimi dinlendirmek gerekir mi?
Buda halk arasında ve bazı doktorlara olan yanlış bir inanıştır. Hiçbir bilimsel veriye dayanmamaktadır. Tam tersi bayanlar ilaçları bıraktıklarında istenmeyen gebelikler olmakta ve istenmeyen durumlar gelişebilmektedir. Bu nedenle günümüzde bu ara verme döneminden vazgeçilmiştir. Hap kullanan kadınların bebek sahibi olmaya karar verdikleri zamana kadar kullanıma devam etmeleri önerilmektedir.
Bulantı - kusma ve İshal olursa ne yapmak gerekir?
Bu durumlar varlığında ilaçların etki gösterebilme olasılıkları azalır. Gebe kalma riski ortaya çıkabilir. Bu nedenle doktorunuza başvurmanızı önermekteyiz.
Acil Doktora Başvurulması Gereken Durumlar nelerdir?
Aşağıda verilen durumlar doğum kontrol hapı kullanımı sırasında ortaya çıkabilecek bazı olumsuz durumları habercisi olabilmesi nedeni ile acil olarak doktora başvurulması gereken durumlardır. Ancak bunu dışında sizin anormal veya normal olmadığını düşündüğünüz her durumda doktorunuza baş vurmanızı önermekteyiz.
* Bacaklarda şişme ve ağrı
* Ağrı kesicilere cevap vermeyen baş ağrısı
* Görme bozukluğu
* Göğüs ağrısı
* Karın ağrısı
Hap Kullanan Kadınların Olağan Doktor Kontrolleri Nasıl olmalı?
doktor değerlendirmesinde hap kullanımı açısından uygun görülen bayanlar hapı kullanmaya başladıktan 3-4 ay sonra ilk kontrollerine çağrılmalıdırlar.
Bu kontrolün amacı hapların muhtemel yan etkilerinin değerlendirilmesi ve muhtemel hatalı kullanımların ortaya çıkarılması ve hataların düzeltilmesidir.
Hastalara meme muayenesi mutlaka anlatılmalı ve her ay kendi kendine bir duş sonrasında yapması söylenmelidir.
Sonrasında yıllık kontrollere çağrılır.
Yıllık kontrollerde neler yapılmalıdır?
* Genel jinekolojik muayene
* Rahim ağzından sürüntü (smear testi)
* Karaciğer muayenesi veya ultrasonografisi
* Gerek duyulan kan testleri
Doğum kontrol haplarını kesinlikle kullanmaması gereken bayanlar kimlerdir?
Bu durumlar son derece önemlidir ve bu durumların varlığında bu ilaçların kullanımı insan hayatını tehlikeye sokabilecek durumlar doğurabilir. Bu nedenle kullanımı kesinlikle yasaktır.
* Meme kanseri veya şüphesi olması
* Gebelik şüphesi veya gebelik varlığı
* Nedeni belirlenmemiş adet dışı kanama
* Tromboflebit (damar iltihabı) geçirmekte olmak veya daha önceden bu sorunu yaşamış olmak
* Vücudun herhangi bir organında damar tıkanıklığı sorunu yaşamakta olmak veya daha önceden bu sorunu yaşamış olmak
* Kalp krizi geçirmiş olmak
* 35 yaşın üzerinde olup sigara kullanmakta olmak
* Karaciğer hastalığı olmak
* İlaç içinde bulunan maddelere karşı allerjisi olmak.
* Kan kolesterollerinin yüksek olması
* Kontrolsüz tansiyon hastası olmak
Aşağıdaki verilen bazı durumların varlığında doğum kontrol hapları yalnızca doktorun yaptığı değerlendirme sonrasında uygun görmesi durumunda kullanılabilir:
* Jinekolojik muayenede myom saptanması;
* Hipertansiyon hastalığı ilaçlarla veya diğer yöntemlerle tümüyle kontrol altına alınmış ve 35 yaşından genç olmak;
* Kontrol altına alınmış şeker hastalığı varlığı;
* Yaygın olmayan varisler.
* Basit migren tipi baş ağrıları ve diğer baş ağrısı türleri;
* Çeşitli kalp hastalıkları;
Sara ( epilepsi ) hastalığı olan kadınlarda ilaç kullanımı
Sara hastalığı kendi başına hap kullanımı açısından bir sakınca teşkil etmez. Bazı sara ilaçlarının doğum kontrol haplarının etkinliğini azaltması söz konusu olabileceğinden kullanılan ilaçların doktora bildirilmesi önemlidir.
Ameliyat olacak olan kadınlarda kullanım nasıl olmalı?
Hap kullanmakta olan ve herhangi bir nedenle ameliyat planlanan kadınlara önceleri doğum kontrol haplarını ameliyattan 1 ay önce bırakması önerilmekteydi. Ameliyat sonrasında uzun süre hareketsiz kalması beklenen hastalara hap kullanımına ara vermeleri önerilmektedir.
Safra kesesi hastalığınız varsa dikkat!
Bilinen bir safra kesesi hastalığı kendi başına hap kullanımı açısından bir sakınca teşkil etmemekle beraber hapların hastalığı ağırlaştırabileceği göz önünde bulundurulmalı ve doktorun bu konudaki önerisine uyulmalıdır.
Düşük ve kürtaj sonrası kullanım olabilir mi?
Doğum kontrol hapları düşük ve kürtajdan hemen sonra başlanabilir.
Lohusalıkta doğum kontrol hapı kullanılabilir mi?
Kesinlikle HAYIR. Çünkü bu haplar anne sütünün miktar ve kalitesini azaltmaktadır.
Kaçak gebelik olursa ne yapılmalıdır?
Düzenli olarak doğum kontrol hapı kullanılması durumunda gebelik oluşması çok düşük bir olasılıktır. Ancak ilaç alımının unutulması, ilacın son kullanma tarihinin geçmiş olması veya bilinmeyen bazı nedenlerle gebelik oluşabilir.
Gebelik oluştuktan sonra anne adayı doğum yapmaya karar verirse bebeğin gelişimi dikkatlice izlenir.
Doğum kontrol hapı kullanılması esnasında oluşan gebeliklerden doğan bebeklerde ciddi doğumsal kusurların ortaya çıkma olasılığı ilacı kullanmamış olanlara göre çok yüksek değildir.
İçerdikleri yüksek doz estrojen ve progesteron hormonunun etkileriyle yumurtlama sürecini geçici olarak durdurur. Yumurtalar yine büyür ancak çatlama işlemi olamaz. Ek olarak rahim ve rahim ağzına olan etkileri de gebeliği önlemeye yardımcı olmaktadır.
Doğum kontrol hapları ne zaman korumaya başlar?
Bu ilaçları kullanırken koruyuculuk, ilk kutunun ilk hapının alınmasıyla başlar ve kutunun bitiminde yeni kutuya başlanmadığında biter.
Doğum kontrol hapları nasıl kullanılır?
Son derece başarılı ve ek çok sayıda faydası olan bu ilaçların doğru kullanımı ve oluşabilecek yan etkilerin önceden bayana anlatılması ve ilaca bağlı endişelerin ortadan kaldırılması zorunludur. Yoksa ilk yan etki oluşunca bayanlar bu ilaçları bırakmakta ve istenmeyen gebelikler ortaya çıkabilmektedir.
Burada hastaya düşen ise taşıdığı hastalıkların hepsini doktoruna söylemesi veya hatırlatmasıdır.
Bu hapları kullanmadan önce tam bir jinekolojik muayeneden geçmek gerekmektedir. Ek olarak mutlaka doktor önerisi ile kullanılmalıdır. Doktor kontrolünde hapların ne şekilde kullanılacağı ve herhangi bir yan etki oluşması durumunda nasıl bir yol izlenmesi gerektiği ayrıntılı bir şekilde anlatılmalıdır. Şimdi kullanışını özetleyecek olursak;
* İlk kutunun ilk hapı adet kanaması başlangıcının tercihen birinci günü, en geç beşinci günü alınmalıdır.
* Koruyuculuk o ay hapların düzenli olarak kullanılacağı varsayılırsa hemen başlar.
* Kutunun içindeki ilaçlar 21 gün sonunda biter. Bir haftalık ara sonunda diğer kutuya geçilmelidir.
* Ara verilen süre içerisinde genellikle kutunun bitiminden iki-üç gün sonra adet kanaması gerçekleşir. Adet kanamasının ne zaman gerçekleştiği önemli değildir ve 28 günlük düzenli bir adet döngüsünü oluşturmak açısından her zaman iki kutu arasında bir hafta ara verilir.
* Haplar her günün belli bir zaman diliminde (sabah, öğlen, akşam veya gece yatarken) tok karnına alınır. Hapların aynı saatte alınması koşul olmamakla beraber hap alma alışkanlığını korumak açısından kadının belli bir saati belirlemesi ve günlük hapını bu saatte alması önerilir.
Doğum kontrol haplarının olumlu ek etkileri nelerdir?
Hapların düzenli kullanımının en olumlu etkisi istenmeyen gebeliklerin önlenmesidir. Zaten hapların kullanım amacıda budur. Ek olarak bu hapların düzenli olarak kullanımı çok farklı avantajlar sağlamaktadır.
Bu avantajların bazıları ilk kutuyla başlarken, bazıları uzun vadeli kullanımda ortaya çıkar.
Doğum kontrol hapları bazen sadece bu olumlu etkileri olsun diye korunmak amacı dışında da hastalara verilebilmektedir.
Faydalı olduğu durumlar;
* Bayanın adetlerinin düzenli olmasını sağlar. Bu durum özellikle polikistik over sendromuna sahip bayanlarda son derece önemlidir.
* Adet kanamasının miktarını azaltarak gereksiz kan kaybını önlerler. Kansızlığı olan bayanlarda ek koruma sağlar.
* Adet öncesi gerginlik belirtilerini azaltırlar ve bu etkileriyle adet öncesi gerginlik sendromu olan hastalarda tedavi amaçlı olarak kullanılırlar.
* Adet sancısı, doğum kontrol hapı kullananlarda daha az sıklıkla görülür.
* Hap kullanan kadınlarda sivilce ve tüylenme daha az sıklıkla görülür. Bu durumlar eski ilaçlarda bir kötü yan etki olarak ortaya çıkabilmekteydi. Ancak günümüzdeki ilaçlarla bu durum tam tersine dönmüştür.
* Uzun süreli doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda rahim kanseri ve yumurtalık kanseri çok daha az sıklıkla görülür.
* Dış gebelik ortaya çıkma riskinin de azalmasını sağlar.
* Yumurtalık kistlerinin daha az görülmesini sağlar.
* Hap kullanan baynalarda fibrokistik meme sorunu daha az görülür.
* Doğum kontrol hapları rahim ve tüplerde enfeksiyon gelişme riskini azaltırlar.
* Hap kullanan kadınlarda mantara bağlı vajinit dışında kalan diğer vajinit türlerinin daha az sıklıkla görüldüğü saptanmıştır.
* Doğum kontrol hapı kullanımının myomlara karşı koruyucu olduğu belirlenmiştir.
* Hap kullanımı romatoid artrit hastalığı gelişme riskini azaltır.
* Hap kullanan kadınlarda kemik yoğunluğu daha yavaş azalır.
Doğum kontrol Haplarının Yan etkileri;
Damar Tıkanıklığı Gelişme Riskinin Artması
Doğum kontrol haplarının en korkulan yan etkileri kanın pıhtılaşmaya eğilimini artırmaları nedeniyle damar tıkanıklığına yol açabilmeleridir. Bu yan etki günümüzde kullanılan düşük doz ilaçlar sayesinde çok ender görülür hale gelmiştir. Bu ciddi yan etkinin gelişme riskini en aza indirmenin en iyi yolu damar tıkanıklığı gelişme riski nispeten yüksek olan kadınların bu ilacı hiçbir şekilde kullanmamalarıdır. Bu ayrımı ancak bir doktor yapabileceğinden hapların doktor değerlendirmesi sonrasında başlanması son derece önemlidir.
Doğum Kontrol Hapları Ve Kanser
Meme kanseri: Öncelerde uzun süre kullanımı sonucunda meme kanseri gelişim riskinin artığı biliniyordu. Ancak son yıllardaki çalışmalarla beraber bu bilginin doğru olmadığı anlaşıldı. Yani doğum kontrol hapları meme kanseri YAPMAZ.
Ancak bugüne kadar yapılan çalışmalardan çıkan en önemli sonuçlardan biri hap kullanımının meme dokusu içinde gelişmeye başlamış ancak belirti vermeyen kanser kitlesinin gelişimini hızlandırabilmesidir. Kar/zarar oranı karşılaştırıldığında hap kullanımından elde edilen kar çok düşük olasılıkla ortaya çıkan bu etkinin vereceği muhtemel zarardan çok daha fazladır. Bu nenle kullanılmalıdır.
Rahim ağzı kanseri: Doğum kontrol hapı kullanmaya devam eden kadınlar yıllık muayenelere gelme konusunda daha tutarlı davrandıklarından rahim ağzı lezyonları çok daha fazla oranda tespit edilmektedir. Bu nedenle istatistiksel olarak daha fazla oranda rahim ağzı lezyonu yapıyor gibi bir sonuç çıkmaktadır. Ancak bu bilgi ilerleyen yıllarda değişeçektir. Çünkü rahim ağzı kanserinde esas neden HPV virüsüdür.
Tansiyonun yükselmesi:
Eski yıllarda bu durum daha sık olmaktaydı ancak günümüzde sadece bazı duyarlı bireylerde hap kullanımı tansiyon yükselmesine neden olabilir. Ender görülen bu yan etkinin ilaç kesildikten sonra ortadan kalkar. Bu nedenle tansiyonu olan ve ilaç tedavisi almamış olanlarda doğum kontrol hapları tercih edilmez.
Bulantı ve Kusma
Hapların içeriğinde bulunan estrojen hormonu beyindeki bulantı merkezine direkt etkiyle bulantı ve bazen kusma şikayetinin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Günümüzde kullanılan düşük doz haplarda bu yan etki de daha az görülmekte ve genellikle birkaç kutu bitiminde vücudun ilaca alışması sonrasında bulantı ortadan kalkmaktadır.
Ara kanamaların olması
Özellikle düşük dozlu doğum kontrol hapları ilk kullanım aylarında %10-30 kadında adet döngüsünün ilk günlerinde birkaç gün süren lekelenme tarzında ara kanamalara yol açabilir. İlacın koruyuculuğunu hiçbir şekilde azaltmayan bu durum genellikle en çok dört-beş kutu kullanımından sonra ortadan kalkar.
Ara kanamaların daha çok sigara içen kadınlarda ortaya çıktığı dikkat çekmektedir.
Hap kullanan kadınların ara kanama ortaya çıktığında durumu doktorlarına iletmeleri ve kanamanın başka bir nedene bağlı olmadığından emin olunması amacıyla jinekolojik muayeneden geçmeleri önemlidir.
Adet kanamasının olmaması
Bazen bazı bayanlarda hapların içerdiği progesteron hormonu bazı kadınların adet görmekte zorlanmasına neden olabilir.
Bu durumda gebelik testi yaptırmak gerekir. Test sonucu negatif ise hap kullanımına devam etmek ve kutular arası olağan 7 günlük arayı vermek uygun bir seçenektir.
Adet kanamasının azalması
Doğum kontrol hapı kullanan bayanlarda adet kanama gün ve toplam miktarının azalması beklenen faydalı bir durumdur. Kanamanın azalmasının nedeni "kanın içeride kalması " anlamına gelmez. Bunun nedeni doğum kontrol hapı kullanan bayanlarda rahim duvarının daha az gelişmesidir.
Depresyon ortaya çıkabilir
Düşük dozlu doğum kontrol haplarının çok ender görülen bir yan etkisidir. Ancak ortaya çıktığında ilacın kesilmesi gerekmektedir.
Cinsel istek azalması olabilir
Doğum kontrol haplarının çok ender görülen bir yan etkisidir. Bu durumun bir çok nedeni vardır. Ortaya çıktığında ilacın kesilmesi önerilir.
Doğum kontrol hapları bir çok ilaçla etkileşir
Hapın içindeki östrojen hormonu karaciğerden atılan bir maddedir ve karaciğerin ilaç atma işlevlerini hızlandıran ilaçlar (bazı antibiyotikler, bazı sara ilaçları ve diğer bazı ilaçlar) hapın vücuttan daha hızlı atılmasına ve böylece koruyuculuğunun azalmasına neden olabilir. Her kadının hap kullanımına başlamadan önce doktoruna kullanmakta olduğu ilaçları ayrıntılı olarak bildirmesi bu nedenle son derece önemlidir.
Emziren anne kesinlikle doğum kontrol hapı kullanmamalıdır!
Doğum kontrol hapları sütün miktarını ve kalitesini azaltırlar ve bu nedenle emziren annelerin kesinlikle kullanmaması gerekmektedir. Bu dönemde başka yöntemlerle korunması önerilir.
Kilo alımı
Bu etki özellikle eski ilaçlarda daha belirgindi. Ancak günümüzde düşük doz ilaçlarla beraber bu etki en aza indirilmiştir. Ancak yinede doğum kontrol hapı ile korunmaya çalışan bayanlara önerimiz diyetlerine dikkat etmeleridir.
Göğüslerde hassasiyet ortaya çıkabilir
Bazı durumlarda doğum kontrol hapı kullanımı göğüslerde dolgunluk ve hassasiyet ortaya çıkmasına neden olabilir. Genellikle günlük hayatı etkilemeyecek kadar hafif seyreden bu yan etki düşük dozlu doğum kontrol haplarında oldukça ender olarak ortaya çıkmaktadır. Aşırı durumda başka korunma yöntemi seçilmelidir.
Laboratuvar değişiklikleri
Başka bir neden ile kan testleri yaptıran bayanların doktorlarına mutlaka doğum kontrol hapı kullandıklarını söylemeleri gerekmektedir. Çünkü bu ilaçlar tüm metabolizmayı değiştirebilmektedirler.
Vajinada Mantar Enfeksiyonu Gelişimi
Düşük doz doğum kontrol haplarının çok ender görülen bir yan etkisidir. Ortaya çıktığında ek ilaçlarla tedavi edilir.
Yüz Lekelenme Ortaya Çıkması
Düşük doz doğum kontrol haplarının çok ender görülen bir yan etkisidir. Ortaya çıktığında tedavi edilmesi zor olabilir ve ilk belirtiler görüldüğünde ilacın bırakılması faydalıdır.
Sivilce (ve tüylenme) ortaya çıkması
Bu durum özelliklem eski doğum kontrol hapları kullanımı sırasında yüzde ve vücudun diğer hassas bölgelerinde sivilce ve ileri durumlarda tüylenme ortaya çıkabilmekteydi. Ek olarak bu bayanlarda bir yatkınlık olduğu da anlaşıldı.
Ancak yeni jenerasyon doğum kontrol haplarının kullanımı sırasında bu yan etki çok ender olarak ortaya çıkar.
Aksine sivilce ve tüylenme şikayeti olan kadınlarda yeni jenerasyon hapların bu şikayetleri azaltıcı etkileri olduğu bilinmektedir.
Karaciğerde Selim Tümör Oluşumu
Düşük doz doğum kontrol haplarının oldukça ender görülen bir yan etkisidir. Bu durumun saptanabilmesi için yıllık karaciğer muayenesi yapılmalıdır.
Baş Ağrısı Ortaya Çıkması
Düşük doz doğum kontrol haplarının ender görülen bir yan etkisidir. Ortaya çıktığında mutlaka doktor haberdar edilmelidir. Ağrı kesicilere cevap vermeyen baş ağrısı ilacın hemen kesilmesini gerektirir.
İlaç Bırakıldıktan Sonra Gebe Kalabilirliğin Gecikmesi
Halk arasında doğum kontrol hapları ile ilişkili en ciddi yanlış bilgi bu hapların kısırlık yaptığı bilgisidir. Tabi bu bilgi bilimsel bir bilgi değil. Tamamen bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bilinmesi gereken şey hap kullanımı bırakıldıktan sonra yumurtlamanın devreye girmesi 3-6 aya kadar gecikebilmesidir. Bu nedenle ilacı bırakır bırakmaz gebelik beklemek biraz hayaldir. Tabi ki imkansızda değildir.
Hapların kullanımı sırasında karşılaşılabilen sorunlar nelerdir?
* İlacı unutma durumunda ne yapılmalı?
* Rahimi dinlendirmek gerekir mi?
* Bulantı - kusma ve İshal olursa ne yapmak gerekir?
İlacı unutma durumunda ne yapılmalı?
İlacın günlük dozu unutulduğunda ertesi günü iki adet birden alınmalıdır. Bu durumda koruyuculuk oranı azalmaz. Ancak iki gün üst üste ilacı unuttuysanız o ay ek bir yöntem kullanmanız önerilmektedir.
Rahimi dinlendirmek gerekir mi?
Buda halk arasında ve bazı doktorlara olan yanlış bir inanıştır. Hiçbir bilimsel veriye dayanmamaktadır. Tam tersi bayanlar ilaçları bıraktıklarında istenmeyen gebelikler olmakta ve istenmeyen durumlar gelişebilmektedir. Bu nedenle günümüzde bu ara verme döneminden vazgeçilmiştir. Hap kullanan kadınların bebek sahibi olmaya karar verdikleri zamana kadar kullanıma devam etmeleri önerilmektedir.
Bulantı - kusma ve İshal olursa ne yapmak gerekir?
Bu durumlar varlığında ilaçların etki gösterebilme olasılıkları azalır. Gebe kalma riski ortaya çıkabilir. Bu nedenle doktorunuza başvurmanızı önermekteyiz.
Acil Doktora Başvurulması Gereken Durumlar nelerdir?
Aşağıda verilen durumlar doğum kontrol hapı kullanımı sırasında ortaya çıkabilecek bazı olumsuz durumları habercisi olabilmesi nedeni ile acil olarak doktora başvurulması gereken durumlardır. Ancak bunu dışında sizin anormal veya normal olmadığını düşündüğünüz her durumda doktorunuza baş vurmanızı önermekteyiz.
* Bacaklarda şişme ve ağrı
* Ağrı kesicilere cevap vermeyen baş ağrısı
* Görme bozukluğu
* Göğüs ağrısı
* Karın ağrısı
Hap Kullanan Kadınların Olağan Doktor Kontrolleri Nasıl olmalı?
doktor değerlendirmesinde hap kullanımı açısından uygun görülen bayanlar hapı kullanmaya başladıktan 3-4 ay sonra ilk kontrollerine çağrılmalıdırlar.
Bu kontrolün amacı hapların muhtemel yan etkilerinin değerlendirilmesi ve muhtemel hatalı kullanımların ortaya çıkarılması ve hataların düzeltilmesidir.
Hastalara meme muayenesi mutlaka anlatılmalı ve her ay kendi kendine bir duş sonrasında yapması söylenmelidir.
Sonrasında yıllık kontrollere çağrılır.
Yıllık kontrollerde neler yapılmalıdır?
* Genel jinekolojik muayene
* Rahim ağzından sürüntü (smear testi)
* Karaciğer muayenesi veya ultrasonografisi
* Gerek duyulan kan testleri
Doğum kontrol haplarını kesinlikle kullanmaması gereken bayanlar kimlerdir?
Bu durumlar son derece önemlidir ve bu durumların varlığında bu ilaçların kullanımı insan hayatını tehlikeye sokabilecek durumlar doğurabilir. Bu nedenle kullanımı kesinlikle yasaktır.
* Meme kanseri veya şüphesi olması
* Gebelik şüphesi veya gebelik varlığı
* Nedeni belirlenmemiş adet dışı kanama
* Tromboflebit (damar iltihabı) geçirmekte olmak veya daha önceden bu sorunu yaşamış olmak
* Vücudun herhangi bir organında damar tıkanıklığı sorunu yaşamakta olmak veya daha önceden bu sorunu yaşamış olmak
* Kalp krizi geçirmiş olmak
* 35 yaşın üzerinde olup sigara kullanmakta olmak
* Karaciğer hastalığı olmak
* İlaç içinde bulunan maddelere karşı allerjisi olmak.
* Kan kolesterollerinin yüksek olması
* Kontrolsüz tansiyon hastası olmak
Aşağıdaki verilen bazı durumların varlığında doğum kontrol hapları yalnızca doktorun yaptığı değerlendirme sonrasında uygun görmesi durumunda kullanılabilir:
* Jinekolojik muayenede myom saptanması;
* Hipertansiyon hastalığı ilaçlarla veya diğer yöntemlerle tümüyle kontrol altına alınmış ve 35 yaşından genç olmak;
* Kontrol altına alınmış şeker hastalığı varlığı;
* Yaygın olmayan varisler.
* Basit migren tipi baş ağrıları ve diğer baş ağrısı türleri;
* Çeşitli kalp hastalıkları;
Sara ( epilepsi ) hastalığı olan kadınlarda ilaç kullanımı
Sara hastalığı kendi başına hap kullanımı açısından bir sakınca teşkil etmez. Bazı sara ilaçlarının doğum kontrol haplarının etkinliğini azaltması söz konusu olabileceğinden kullanılan ilaçların doktora bildirilmesi önemlidir.
Ameliyat olacak olan kadınlarda kullanım nasıl olmalı?
Hap kullanmakta olan ve herhangi bir nedenle ameliyat planlanan kadınlara önceleri doğum kontrol haplarını ameliyattan 1 ay önce bırakması önerilmekteydi. Ameliyat sonrasında uzun süre hareketsiz kalması beklenen hastalara hap kullanımına ara vermeleri önerilmektedir.
Safra kesesi hastalığınız varsa dikkat!
Bilinen bir safra kesesi hastalığı kendi başına hap kullanımı açısından bir sakınca teşkil etmemekle beraber hapların hastalığı ağırlaştırabileceği göz önünde bulundurulmalı ve doktorun bu konudaki önerisine uyulmalıdır.
Düşük ve kürtaj sonrası kullanım olabilir mi?
Doğum kontrol hapları düşük ve kürtajdan hemen sonra başlanabilir.
Lohusalıkta doğum kontrol hapı kullanılabilir mi?
Kesinlikle HAYIR. Çünkü bu haplar anne sütünün miktar ve kalitesini azaltmaktadır.
Kaçak gebelik olursa ne yapılmalıdır?
Düzenli olarak doğum kontrol hapı kullanılması durumunda gebelik oluşması çok düşük bir olasılıktır. Ancak ilaç alımının unutulması, ilacın son kullanma tarihinin geçmiş olması veya bilinmeyen bazı nedenlerle gebelik oluşabilir.
Gebelik oluştuktan sonra anne adayı doğum yapmaya karar verirse bebeğin gelişimi dikkatlice izlenir.
Doğum kontrol hapı kullanılması esnasında oluşan gebeliklerden doğan bebeklerde ciddi doğumsal kusurların ortaya çıkma olasılığı ilacı kullanmamış olanlara göre çok yüksek değildir.
Gebelik de karşılaşılan sorunlar? Çözümleri
Bir çiftin gebeliğe hazırlanırken dikkat etmesi gereken birçok önemli adım vardır. Gebelik ya da bir çocuğa sahip olmak gibi önemli bir olaya fiziksel, psikolojik ve ekonomik olarak hazırlanmak gerekmektedir. Bu hazırlığın ilk adımı bir hekime danışmaktır. Gebeliğe hazırlanırken genel bir sağlık kontrolü ve bazı testler yapılması gerekir. Çünkü gebeliğin kendisi bazı annelerde ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.
Doktora Başvuru Zamanı
Gebe kalmadan ortalama 3 ay önce hekime gitmelisiniz. Bu muayenede vaginal smear, servikal kültür ve bazı kan testleri yapılabilir. Bu kan testleri ile Rubella, Hepatit-B, Toxoplasma ve Su Çiceği gibi aşıyla korunulabilen hastalıkları geçirip geçirmediğiniz tespit edilebilir. Eğer bunlara karşı bağışıklığınız yoksa aşı yapılabilir. Bazı aşılar canlı virüs içerdiğinden (özellikle rubella- kızamıkcık-) aşıdan sonra 3 ay gebelik ertelenmelidir. Bu sırada doğumsal bazı sakatlıkların (nöral tüp defektleri) önlenmesi için folik asit ve çinko alınabilir.
Genetik Hastalıklar
Gebelik öncesi danışmada doktor ilk randevuda sizde ve ailenizde kalıtımsal bazı hastalıkları sorgulayacaktır. Eğer böyle bir hastalık söz konusu ise genetik danışma almalısınız. Eğer eşinizle aynı hastalığa sahipseniz IVF ile gebelik ve bu sırada embiriyoların genetik açıdan incelenmesi konusunu hekiminize danışmalısınız.
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH)
Seksüel temasla geçen hastalıklar doğurganlığı etkilemiş olabilir. Bu tür bir hastalık geçirip geçirmediğiniz hekim tarafından bilinmelidir. Cinsel yolla bulaşabilen pek çok hastalık anne ve anne karnındaki bebeği olumsuz etkileyebilir. Frengi, AİDS, Hepatit B gibi hastalıklar çocuk açısından ciddi riskler oluşturabilecek CYBH 'dır. Anne adaylarının tümünün bu hastalıklar açısından taranması ideal bir yaklaşım olmakla beraber genel olarak ekonomik ve sosyal nedenlerle mümkün olmamaktadır. Uygun koşullarda veya şüpheli durumlarda mutlaka kan testleri yapılarak karar verilmelidir. CYBH'a mikoplazma, herpes, gonore, HPV enfeksiyonları da eklenebilir. Bu hastalıklardan birisi tespit edilirse uygun tedavi ve çocuğa yönelik koruma önlemleri belirlenir.
Prenatal Vitamin Desteği ve İyi Diyet
Gebelik öncesi prenatal vitamin desteği, özellikle günlük 400 mgr folik asit alınması, beyin-omurilik sistemindeki sakatlıkları azaltır. Gebelik öncesi ve gebelikte vitamin alınmasına ek olarak diyet ayarlanmalıdır. Kansızlık varsa uygun tedavi yapıldıktan sonra gebelik önerilmelidir. Vejeteryan bir anne adayında ise Vitamin B-12 ve D desteği önem kazanmaktadır.
Fitness ve Diyet
Gebelikte ciddi kilo verme diyetleri yapılmamalıdır.Temel olarak gebelikte et, süt, yumurta, taze sebze ve meyveler tüketilmelidir.Bu içerik kişilere göre özelleştirilebilir. Kadınlarda ağırlığın ideal kilodan %15 oranında daha az olması yumurtlamayı zorlaştırabilir. Gebelikte, bulantı ve kusmalarla da kayıplar artabileceğinden çocuğun gelişimi bozulabilir. Bu yüzden kadınlar gebelik öncesi ideal kilolarına kavuşmak için sağlıklı diyet ve spor yapabilirler.
Dengeli beslenmenin yanısıra gebelik öncesi ve gebelik sırasında yapılan egzersizler daha kolay doğum yapmanızı sağlayabilir. Gebelik öncesi ve sırasında doktora danışarak mümkünse profesyonel bir gözetim altında egzersizler yapılabilir. Gebelikte nefes nefese kalmamak şartıyla bilinçli egzersiz sürdürülebilir. Vücut ısısı artmadan, nefes taşmadan yapılan, mesafesi gebe tarafından belirlenen yürüyüşler her gebeye önerilebilir. Dalma, atlama, ata binme, kayak gibi sporlar önerilmez. Çünkü gebenin eklemlerinde hormonların (relaksin ve progesteron) oluşturduğu gevşeme, ödem ve gebeliğin yükü nedeniyle incinmeler daha kolay olabilir. Gebelik sırasında egzersiz yapılırken yeterli beslenme ve hidrasyona (su alımı) devam edilmeli ve aşırı ısıdan kaçınılmalıdır. Vücüt ısısı, dolayısıyla rahim içi ısısı, dönme, burgu ve diğer yoğun egzersizlerde ve kalabalık spor salonlarında daha çok artabilir. Mümkünse havalandırılabilen, sakin bir salonda ve uygun giysilerle spor yapılmalıdır.
Kadın gebe kaldığı zaman çevre ve alışkanlıklar daha çok önem kazanır. Toxoplazmadan korunmak için çiğ etle yemek hazırlarken mutlak eldiven kullanmalısınız. Ayrıca piknikte veya kedi olan bir ortamda sık sık ellerinizi yıkamalısınız. Nasıl pişirildiği hakkında bilgi sahibi olmadığınız etli yemeklerden (özellikle "fast food") uzak durmalısınız. Önceden biliniyorsa asbest tozu, kurşun, radyasyona maruz kalmaktan kaçınmalısınız.
Kötü Alışkanlıklar
Eğer alkol, sigara veya ilaç bağımlığınız varsa gebe kalmadan önce bunlardan kurtulmalısınız. Tek başınıza bu alışkanlıklardan kurtulmayı başaramazsanız, profesyonel yardım için uygun merkezlere başvurmaktan kaçınmayınız.
Doktora Başvuru Zamanı
Gebe kalmadan ortalama 3 ay önce hekime gitmelisiniz. Bu muayenede vaginal smear, servikal kültür ve bazı kan testleri yapılabilir. Bu kan testleri ile Rubella, Hepatit-B, Toxoplasma ve Su Çiceği gibi aşıyla korunulabilen hastalıkları geçirip geçirmediğiniz tespit edilebilir. Eğer bunlara karşı bağışıklığınız yoksa aşı yapılabilir. Bazı aşılar canlı virüs içerdiğinden (özellikle rubella- kızamıkcık-) aşıdan sonra 3 ay gebelik ertelenmelidir. Bu sırada doğumsal bazı sakatlıkların (nöral tüp defektleri) önlenmesi için folik asit ve çinko alınabilir.
Genetik Hastalıklar
Gebelik öncesi danışmada doktor ilk randevuda sizde ve ailenizde kalıtımsal bazı hastalıkları sorgulayacaktır. Eğer böyle bir hastalık söz konusu ise genetik danışma almalısınız. Eğer eşinizle aynı hastalığa sahipseniz IVF ile gebelik ve bu sırada embiriyoların genetik açıdan incelenmesi konusunu hekiminize danışmalısınız.
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH)
Seksüel temasla geçen hastalıklar doğurganlığı etkilemiş olabilir. Bu tür bir hastalık geçirip geçirmediğiniz hekim tarafından bilinmelidir. Cinsel yolla bulaşabilen pek çok hastalık anne ve anne karnındaki bebeği olumsuz etkileyebilir. Frengi, AİDS, Hepatit B gibi hastalıklar çocuk açısından ciddi riskler oluşturabilecek CYBH 'dır. Anne adaylarının tümünün bu hastalıklar açısından taranması ideal bir yaklaşım olmakla beraber genel olarak ekonomik ve sosyal nedenlerle mümkün olmamaktadır. Uygun koşullarda veya şüpheli durumlarda mutlaka kan testleri yapılarak karar verilmelidir. CYBH'a mikoplazma, herpes, gonore, HPV enfeksiyonları da eklenebilir. Bu hastalıklardan birisi tespit edilirse uygun tedavi ve çocuğa yönelik koruma önlemleri belirlenir.
Prenatal Vitamin Desteği ve İyi Diyet
Gebelik öncesi prenatal vitamin desteği, özellikle günlük 400 mgr folik asit alınması, beyin-omurilik sistemindeki sakatlıkları azaltır. Gebelik öncesi ve gebelikte vitamin alınmasına ek olarak diyet ayarlanmalıdır. Kansızlık varsa uygun tedavi yapıldıktan sonra gebelik önerilmelidir. Vejeteryan bir anne adayında ise Vitamin B-12 ve D desteği önem kazanmaktadır.
Fitness ve Diyet
Gebelikte ciddi kilo verme diyetleri yapılmamalıdır.Temel olarak gebelikte et, süt, yumurta, taze sebze ve meyveler tüketilmelidir.Bu içerik kişilere göre özelleştirilebilir. Kadınlarda ağırlığın ideal kilodan %15 oranında daha az olması yumurtlamayı zorlaştırabilir. Gebelikte, bulantı ve kusmalarla da kayıplar artabileceğinden çocuğun gelişimi bozulabilir. Bu yüzden kadınlar gebelik öncesi ideal kilolarına kavuşmak için sağlıklı diyet ve spor yapabilirler.
Dengeli beslenmenin yanısıra gebelik öncesi ve gebelik sırasında yapılan egzersizler daha kolay doğum yapmanızı sağlayabilir. Gebelik öncesi ve sırasında doktora danışarak mümkünse profesyonel bir gözetim altında egzersizler yapılabilir. Gebelikte nefes nefese kalmamak şartıyla bilinçli egzersiz sürdürülebilir. Vücut ısısı artmadan, nefes taşmadan yapılan, mesafesi gebe tarafından belirlenen yürüyüşler her gebeye önerilebilir. Dalma, atlama, ata binme, kayak gibi sporlar önerilmez. Çünkü gebenin eklemlerinde hormonların (relaksin ve progesteron) oluşturduğu gevşeme, ödem ve gebeliğin yükü nedeniyle incinmeler daha kolay olabilir. Gebelik sırasında egzersiz yapılırken yeterli beslenme ve hidrasyona (su alımı) devam edilmeli ve aşırı ısıdan kaçınılmalıdır. Vücüt ısısı, dolayısıyla rahim içi ısısı, dönme, burgu ve diğer yoğun egzersizlerde ve kalabalık spor salonlarında daha çok artabilir. Mümkünse havalandırılabilen, sakin bir salonda ve uygun giysilerle spor yapılmalıdır.
Kadın gebe kaldığı zaman çevre ve alışkanlıklar daha çok önem kazanır. Toxoplazmadan korunmak için çiğ etle yemek hazırlarken mutlak eldiven kullanmalısınız. Ayrıca piknikte veya kedi olan bir ortamda sık sık ellerinizi yıkamalısınız. Nasıl pişirildiği hakkında bilgi sahibi olmadığınız etli yemeklerden (özellikle "fast food") uzak durmalısınız. Önceden biliniyorsa asbest tozu, kurşun, radyasyona maruz kalmaktan kaçınmalısınız.
Kötü Alışkanlıklar
Eğer alkol, sigara veya ilaç bağımlığınız varsa gebe kalmadan önce bunlardan kurtulmalısınız. Tek başınıza bu alışkanlıklardan kurtulmayı başaramazsanız, profesyonel yardım için uygun merkezlere başvurmaktan kaçınmayınız.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)